Sahi nerede bulmuştum ki senin keskinliğini? Uzun zaman önce bir yerlere fırlatıp attığımı anımsadım sanki birden. O kadar uzaktan nasıl olmuştu da gelip sana saplanmıştı. Belki de kesik bir yerimden akmıştı ve sana karışmıştı. Hani bahçelerde meyvelerin dökülmüşlerini toplamak gibi bir şey değil miydi sanki senin duru sesinde ağlamak!
Farkında mısın? Orada mısın? Neden arkamı dönsem seni orada bulacakmış gibi hissediyorum ki? Hani gercekten aklında bir birikinti bırakmışim gibi.. Hani aklını başından alırken kalbinden seni ayırmışım gibi..
Oysa biliyorum, evet biliyorum sevdazedeyim ben de.. Öyle küçüksün ki, çocuksun ki.. Elinden tutup anlatacak kadar büyük sanıyorum kendimi senin yanında, öyle olmadığım halde..
Bana bir süredir aradığım sözcüklerimi getirdiğin için mı bu çırpınışı ellerimin.. İçimden ne geliyorsa yazmak istiyorum sana. Öyle acelem var ki.. Biraz geç kalsam silinikleşirken sen götüreceksin kelimelerimi. Ürküyorum. 36 yasında, yolun bir yerlerinde -ışıkların söndüğü- içimdeki yorgunluğun kaybolduğu kısa süreli bir durak gibisin. Oysa kalmak istiyorum. "Kal," demeni istiyorum. Ben şimdi bu 3 harfi sana versem, orantılı bir aşkla bana söyler misin?
Sana yarın desem, yarın bana gel, desem.. Kendini toplayıp bana gelir misin?
Öyle sevecekler ki seni, iyi ki sözcükleri kuytulardan söküp bana verdin diye.. Kibirimin gömüleceği şehirde aslında asrın kazısını yaptırıp bana ölü toprağından kibirimi uyandırdın sen. Ya ne iyi ettin.. Beni bana kazandırdın. Hayal verdin. Aşkın ısısını, gitmenin sıkıntısını, yüreğimin göz kırpmasını..
Sesini alan oldu benden, onu öldüreceğim İstanbul'da. Katil olacağım senin yüzünden. Kanatlarımı karanlıkta görünmez kılacağım. Gecenin, göz gözü görmediği dar bir sokağında kan dökeceğim. Gelip alnına süreceğim o kanı. Ömrüne hiç kimse gelip silemeyecek.
Galiba sende bütün bu fırtına, açık deniz, cesaret oyunları ve köşeleri..
Seni benden alanın vebalini alacağım, ömrümce taşıyacağım. Onun mezarını çiğneyeceğim. Seni benim damarımdan akıtan o yersizin, yurdunu alacağım elinden..
Durup durup senin fotoğrafına bakarken ben, biliyorum defalarca yapacagım, senin hangi aralıkta olduğunu düşünüp hayıflanacağım.
Sevdiğin, seviştiğin, değiştiğin kadınları çocukların oyuncaklarına yaptıgı gibi kırıp dökeceğim. Nerede görsem hepsini sırayla öldüreceğimden korkacağım. Belki bir gün beni arar mısın diye bekleyeceğim. Aramazsan vazgeçeceğim. Bazen seni göreceğim orada burada, o an yanımdakileri unutup çaktırmadan seni dinleyeceğim.
Dileğim sevişmekten öteydi. En azından bunu bilmeni isterdim. Seni bekledim, öyle düşünüyordum. Bir aksam gelecektim, gelsene, biraz konuşalım, belki bir seyler icelim, diyecektin. Ben bunun, hayalinden bile güzel olduğunu düşünecektim. Sen konuşurken ben belki de ömrümün en sessiz gecesini geçirecektim.
Seni bundan bir kaç sene önce tanısaydım, örneğin sahilde yürürken ben seni kanat çırpan bir kuş sanabilirdim. Senin çırpınışınla içimdeki gürültünün birbirine karıştığını zannedebilirdim. Aslında bir kaç yıl oncesine gitmeye ne gerek var, aynen böyle oldu. Sen kanat çarparak geçtin sol tarafimdan.. Bir ok fırlattım sana, tabii ki gençliğin belki de acısını duymana engel oldu. Soluna attığım ok seni kanatmadi ki.. Benim umudum kanatmış olsun.
Ağzımda iştahli bir aşkın delili, deliliği.. Gözlerinde bir 'Cem Karaca' bakışı gördüm ben.. Seni onun bir şarkısını söylerken hayal ettim. Hadi diyorum geri dönmeliyim, 'Hoş geldin kadınım,' demelisin. Kadınım, kadınım.. Aklımı yerinden edenim, kalbimin üzerinden yuvarlayıp bacaklarıma dermansızlığı verenim, diyesin.. Der misin?
Ben gelmesem de gel iste.. Bir gece Hayal'de karşılaşalım, o sırada sarhoşluk çoktan bizi sarmış olsun.. Beni tanıyacak mı acaba derken tanıyasın, üzerimden senden ayrılmanın yükünü alasın. Ben gözlerine bakayım, senin Cem Karaca gözlerine..
Bugün aynaya baktım henüz senle aynı şehirdeyken, yüzümde senin kararlılığını gördüm, kendi güzelliğimi.. Bana soz verdim, seni bulup çıkaracağım İstanbul'un bütün gözlerini aramam gerekse de.. Söz ver bana ilk baktığım yerde olacağına, yormayacağına, yazdıklarımı benden almayacağına..
Bak yaz geliyor.. Yazı geliyor.. Alın yazın geliyor.. Okunaklı olması için elimden geleni yaptım. Hepsini senin için yazdım. Sırf sen okuyasın diye.. Sadece sen bilesin diye.. Belki ilk karşılaşmamızda senin için yazdıklarımı okuyup okumadığını soracağım.
Senin için kendime benzeyeceğim. Olur da bir gün karşılaşırsak diye..
Lütfen tek birinde kalma, gezip dur oradan oraya. Bir yerde kalırsan yine katil olurum ben.
Sana bir renk hediye ediyorum, kırmızı artık sadece sana ait, başka hiç kimsenin değil. Kimse paylaşmayacak onu seninle.. Kimse o tonu görmeyecek ve ben sana gelip kulağına fısıldayana kadar sen de bilmeyeceksin.. Sıranı beklemelisin çünkü hesabımı aksatan biri oldu, onu öldürmem gerekiyor. Biraz bekle ve dediğim gibi tek bir yerde yapma bunu.
İşin fazla uzamadan gel! O kadar uzun sürecek gibi geliyor ki.. Geçecek mi sanki o saatler, belki günler.. Bana sevinçli bir İstanbul gunünde gel. "Sen gittin ya, ben seni düşündüm, o günden beri seni düşünüyorum," de. "Ayrılırken yanaklarından öperken dudaklarından öptüm. Bunu biliyor musun?" de.
Bilmiyorum, diyeceğim.