3 Şubat 2009 Salı

İSTANBUL

aşk

İSTANBUL

SabaHın 06.30’unda insanın aklı Hangi kapıların açılmasına izin veriyor ki ne yana dönsem “Uyuma!” diyen sesi duyuyorum. Eline alınyazısını sürmüş, savruk bir yolcu edasıyla engin denize karşı sevmeyi, sevileni, seveni düşünüyorum.

İstanbul’dan vazgeçmesin diye maddeleri dizmeye karar verdim, bu dünyalar güzeli şeHrimin buna iHtiyacı olmadığını bilerek üstelik.

Beni bunu yapmaya iten sebep İstanbul’umun üstüne kapkara bir şeyler çöküyor. Elimin tersiyle itip, silkelemek istiyorum.

Artık kentimin sokaklarında yürüyemiyorum. Her an taciz edilmeye açık Hedefler Halinde dolanıyoruz. Sadece geceleri değil, gün içinde de Hırsızlar cirit atıyor. Pek çok semtimiz bu şeHrin olmayan insanlarıyla dolup taşıyor.

İstanbullu olmak nedir? Kent yaşamına ayak uydurabilen Herkes bir arada yaşayabilir. Oysa kendini gelişerek değişmeye kapamış insanlar arasında yaşarken korkuyorum. Sokaklarda yürürken adımlarım Hep olması gerekenden daHa Hızlı. DaHa çok kapanıyoruz evlerimize.

Sevgilim bu şeHri turistik bir şeHir olarak görürken, onun görüşünü engelleyen bu kaHpe karanlığı aydınlığa çeviremiyorum.

Bu boğaz, rakı+balık, martı+vapur, simit+çay, adalar, camiler, kiliseler, Beyoğlu, Çengelköy, Kanlıca, Bağdat Caddesi, FenerbaHçe, Rumeli+Anadolu, Galata, Kız Kulesi, Topkapı Sarayı, Ayasofya, .., .., .., .., .., .. İstanbul’da.

“Tamam, bir tanem, gidelim bu şeHirden,” diyorum. Diyorum ya kanıma dokunuyor. Canıma tak etti.

“Lütfen dostlarım, arkadaşlarım!..

Evlenin. Çocuk yapın. Çoğalalım.

İstanbul’umuzu geri alalım.”

EN ÇOK ŞEYTANI OYNARKEN AZİZ GİBİ GÖR









Yazmazsam eksilirim. Birikenleri akıtmam gerekiyor. ZeHirlenirim yoksa.. İçimdeki aşkın sivri yanlarını ancak bu şekilde yontabilirim. Yontunca kanatmam o zaman kimseyi.

Özlem kelimesi bir süredir kafamın içinde ciritler atıyor, en Hassas yerlerine beynimin. Beyin kanamasına sebep oluyor özlemim. Kimi zaman üzerimden sıyırıp çıkarmak istiyorum. İşte o zamanlar telefon, internet, fotoğraflar; Her şey vız geliyor bana. Küsmeye kalkışacak kadar insafsız bulabiliyorum kendimi.

Seçim sonuçlarına da canım fena Halde sıkılıyor. Bu sıkıntım geçmiyor. Bunu da yazmak istiyorum ama sözcükler bana tuzak kurabilir, biliyorum; ürküyorum.

Sessiz kalsam ya bir köşeye çekilip, kimsenin bilmediği bir güçle kimsenin beni in

citemeyeceği bir yer bulabilsem.

Bir sürü şey oluyor Her gün. Kimi beni ilgilendiriyor, ilgilendirmeyenlerle de ilgileniyorum. Sıkıldığım yanlarımdan biri de bu sanırım. “Sana ne?!” Yapamıyorum. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, diyerek yaşayamıyorum.

Kendi istediğim Hale getirmek de Haksızlık, bunu da biliyorum. Kötülük zırHımı bürünüp dolaşayım, diyorum. Kimse kötü değil aslında. Sadece zarar görmek istemiyoruz. Oysa ben savunma

mekanizmalarının Hayatı güçleştirdiğini biliyorum. Bu özlemle beraber savunma mekanizmalarımı da engin bir boşluğa gömüp aşkımı yaşamaya dalıyorum. En iyisi bu..

İnsan bu kadar güçlüyken daHa fazla saldırıya uğruyor. Küçük köpeklerin büyük köpeklere sataştığı gibi.. Ben’e Hayran kalırlarken o Ben’in ödediği bedelleri görmüyor insanlar çünkü sunulan sadece sonuçlar. Bugünkü Ben olmanın bedellerini ödedim. Artık benim de mutluluğumu yaşamamın, bu mutluluğu sürdürmemin zamanı.

Ne olduğumu iyi belirledim. Sevgimi de, sevgilimi de seviyorum. Bu özlemin de bir gün yorulacağından eminim.

Şeytana gelince, unutmamak lazım, o da bir melek. Her şeyin ötesinde aziz[e] çünkü kendini ortaya koydu. Belki onaylanmayan bir şeyler yapmış olabilir ama kendin olabilmenin zevki neyde var?! Hem şeytanım Hem melek, demek yerine Hem şeytanım Hem aziz[e], demek taraftarıyım.

"Sapkın eski niyetler bile kutsal kitaptan çalınırken ben en çok şeytanı oynarken aziz gibi görünürüm."

KEŞKE SEN DE BODRUM’DA OLSAYDIN!




Ey sen şeHir çocuğu!

Elinden tutup seni de Bodrum’a götürmek istiyorum. Gel, hadi!

Bodrum’un bir parçası oldum. Hani Gümbet elimde büyüdü, desem yeridir. Bir köşesine serilsem, öbür köşesine de uzanıp dokunasım geliyor. Böyle serilmişken bu sevdiğim yerde sen de uzansan ya yanı başıma. Yıldızlı göklerden bir yol bulup usulca aksam gözlerinden girerek içine..

Eski Türk filmlerine benzemeye başladım. Bir arkadaşım kaHkaHalara boğdu beni. “E sen film gibi kızsın, bir de Türksün. En Türk filmi sensin,” dedi.

Bodrum için onlarca insan onlarca satırlar yazdı, şarkılar yaptı, aşklarını beşik gibi salladı içinde, vesaire vesaire. Çocukluğumdan beri bedenim, ruHum ve aklım için en şaHane iki yerden biridir bu güzelim yer. Hatta İstanbul’u özlemediğim tek yerdir, en azından özlemimi görmezden gelmemi sağlar. Hani doğuştan Fenerli derler ya ben de sanki doğuştan Bodrumluyum. Aşağı yukarı 22 yıldır benim için efsaneleşmiş bir yerdir.

Daracık sokaklarında sevgilinin elinden tutup yürümenin zevkini değişmezsiniz Hiç bir şeye çünkü sanki kalpleriniz birbirine daHa yakınlaşır. Ben Bodrum’da Hiç aşk yaşamadım. Kalbim oradayken sadece özlemle doluyor.

SabaH 5’te yola çıkacağız ve sen yanımda yoksun ya eksik gidiyorum Bodrum’a. Çektiğim Hasreti, engin denizle paylaşacağım orada. Akşamüstü serilip güzel baHçeme; senin için, sevdam için cümleler dizeceğim peşpeşe.

Sevgili Tuanam, bir önceki yazısında Hayallerden baHsetti. Ben de onunla Hem fikirim bu konuda. Sen bana Hayallerimi getirdin yeniden. Hayatı severken sen de parçası oldun günlerimin, gecelerimin.

Bodrum batıyor kalbime..

Nedir bu olağanüstü yerin inceliği? O sivri yeri nedir ki insana kendini batırır ve artık Bodrum diye kanamaya başlarsın? Tam Gümbet ile Bodrum’un arasındaki o tepede dururken Hani bir yana baksam öbür yan kıskanır gibi bir duyguya kapılırsın. Mazı Köyü’nde denize çakılmış gibi duran ufacık adaya baktığında doğanın mucizelerine Hayret edersin. Orada, ömrün denk gelmişse Zeki Müren’i tanımışsındır; birkaç fotoğrafın da vardır beraber; onun kariyer çizgisine, kişiliğine Hayran kalmışsındır. Çöken iskelede denize düşen sarHoş sosyetuslara gülersin kaHkaHalarla. Yerli Halkının kızgınlığını anlarsın. Bir zamanlar deniz kenarları değerli olmadığı için miras bırakılan kız kardeşlere açılan davalara Hayretle ve gülümseyerek ilgi duyarsın. Halikarnas Balıkçısı’nın bu muHteşem yer için yazdıklarına katılırsın. Gümüşlük’te akşamüstü rakı-balık masasına oturup dostlarla keyif yaparsın.

AH be bir tanem, sen de ol Bodrum’da. Beraber içip, aşkı ta orta yerinde yaşayıp gözlerinin içine bakmak lazım.. Bodrum sensiz eksik. Sen olmazsan bütün bu Hayat eksik yaşanır zaten. [Sana söz verdim, yolda emniyet kemerimi takacağım.]

“Sanma ki senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını Hep Bodrum’da bırakıp gittiler.”

Kimse görmez belki ama ben senle beraber gidiyorum Bodrum’a. Aklın şaşarsa bu günlerde bil ki Bodrum’da benle olduğun içindir.

Dost Bildiklerim Çıkarsa Yalan!

Yazmak isterken önlenemez bir arzuyla, kesinlikle burkacak bir şeyler yazmak istemiyorum ama gecenin bu saatinde aklıma gelen ilk kelime ‘veda’ oldu. Benim içim burkuldu ve biliyorum ki pek çok insan burkularak, ağlayarak sonlandırdı bu geceyi: ‘Barış Akarsu’.. [Huzurla uyu!]
Barış'ın ölümüne gözlerim dolarken benim içimde bu Hafta biri daHa öldü. Ona çok şey yüklemişim, varsın benim Hatam da bu olsun. Onun ölüm sebebi ise yalanlar..
Aklıma kaybettiğim insanlar geliyor. Ben içlerinde en çok babamı özlüyorum. Kimi zaman onu masal kaHramanı gibi devleştirdiğimi de biliyorum..
İlk defa babamın cenazesinde dikkatimi çekmişti. İnsan birini kaybettiğinde en çok neye ağlar? Benim yaklaşık 17 yıldır fark edip Hatta kendimce de defalarca ispatladığım bir şey var: İnsan en çok kendine, kendi için ağlıyor. Bir de anlamsız yarışlar var, belki sadece bana öyle geliyordur:
—Onu en çok ben sevdim.
—O en çok beni sevdi.
—En yakını bendim.
—Siz bilmezsiniz, ben bilirim onu..
Vs.. vs..
Ne önemi var ki bütün bunların?! Yaşarken nerene koyup saklarsın sevdiğini? Sakınarak sevmeyi becerebilir misin? Kendimi önemsiyorum bu noktada; biliyorum, güzel seviyorum. İçimde sıcacık tutuyorum sevdiklerimi. Onlar üşürse, benim arka baHçeme kar yağar.
Sevgilim dünyanın en güzel gözlerine saHip. Dünyanın en güzel gözleri bana bakıyor. Ona göre gel bir de gözlerimi bana sor, diyor ama bilmiyor ki sadece o gözlerinden bile içine girip akmak, onun enginliğinde arınmak yaşamak borcum benim. Ölürse dünyadaki cennetim soğuyacak, ben de donacağım.
Ey dostlar, ey dost bilinenler!
Gözlerinizi yummayın. Gerçekleri bütün açıklığıyla göresiniz diye demiyorum. Yalan da olsa mutluluk kişiye özel ve biri mutluysa dünya biraz daha güzel bir yer. Oysa aslında yalanlara ne gerek var, değil mi? Evet, kimi zaman gerçekleri olanca çıplaklığıyla sergilemeye gerek yok. Yok ama inciteceğini bile bile karşındakinin içine girip, onu hedef tahtası sayıp, 12den bıçaklarını saplamanın ne alemi var?! Seviliyorsan sevildiğince daha güzelsin. Kendine savaş boyaları sürüp neden çirkinleştirir ki insan kendini? Zaten olduğun gibi sevilmişsin. Dönüp gecenin en ahlaksız kelimesine takılıyorum: Yalan!
Bana yalanlar söyleme çünkü seni sevmeye devam etmek istiyorum.
Sana kıyamazken içime girip soktuğun bıçakları, bir gün kendimden çıkarıp sana sapladığımda suçlamaya utanmayacak mısın beni?
Bu gece bir sürü yüreklerden bir cenaze kalktı. Sevgili Barış, sen giderken aklıma yaşarken ölenler geldi. Dost saydığım birinin cesedini gömdüm ben de bu gece.. Yoksa Her yer kokacaktı çünkü aslında uzun süre önce ölmüştü. Sevgilerime sadakatimden kabullenmek istemedim. Ölüm işte.. Öldü mü ölünüyor.
Herkese benimki gibi bir sevda diliyorum. O olmasa katlanmak çok zor olacaktı bütün bu yaşananlara..
Sevgilime daha çok sığınıyorum o güzel, engin gözlerinden girip.. Onun varlığı bu anlamsızlıkları kolaylaştırıyor. Gülüşümde aksini gördükçe içime düşen ateşler Hayatı parlatıyor. Aileme dört elle sarılıyorum ve biliyorum ki aslında ben, dünyanın en mutlu kadınıyım. Varsın kimi dost sayılanlar yaşarken ölsün. Belki bencillik biliyorum ama kalan sağlar bizimdir. Yaşadıkça sevmek lazım, sevdikçe kırmadan ve kırılmadan orta bir yol bulmak gerekiyor. Eğer ki kırdıysam birilerini kurmadan kırmışımdır ve delice pişmanımdır. Kırıklarımı bu gece denize döktüm. İnsanlarla barışmaya Hazırım. Tüm kalleşliğine rağmen seviyorum Hayatı çünkü kalleşliğinden çok sevda yüklü günlerinin gecelerinin varlığını da biliyorum. Sevdiklerimi kaybetmekten delirircesine korkuyorum. Sevdiklerimize ilişelim ve büyüyelim belki bir çıkar yol buluruz. Hayatla uzlaşmanın yolunu şimdilik buldum ben. Ne kadar sürer bilmiyorum ama mutluyum.
Aklıma bir söz geldi:
“Eğer bir tebessümün yoksa sana benimkilerden birini verebilirim.”

05.07.2007

hy

ENGİNE AÇILMAK


Kendimi biliyorum. Hissettiklerimin keskinliği ile dünyayı ikiye bölebilirim.
Kendimi de seni de biliyorum. Yaşadıklarımızın gerçekliği içinde büyüyoruz.
Bunca yıldan sonra geldiysen, ben istediğin her şeyi keyifle ve onurla yaparım. Sadece senin için değil elbette; kendim için de..
Sevda uğruna ne yaparsınız? Neyi nereye kadar?
Yaptıklarınız için karşılık bekliyor musunuz? Beklentiler mutluluğu azaltıyor sadece. Başa çıkamıyorsanız, bu kadar da meraklısı olmayın kırgınlıkların.
Aşk, tıpkı oyunlarda toplanan bonuslar gibidir. Bu süreci iyi kullanmak gerekiyor. Bonusun koruma süresi bittiğinde sizi bütün o süre boyunca beraber kurduklarımız ayakta tutuyor. Beraber devam ettikçe de yolunuza daha çok bonuslar çıkıyor.

Bir sevda denizinde boyunuzu geçtiğinizde kalbinize kramplar girdiğinde ürkersiniz. Ben de ürktüğüm dönemlerdeyim. Kendi karamdan uzaklaştıkça boğulma riskim artıyor. Bu tahterevallide diğer yanda sen oturuyorsun. Seni gördükçe karşımda, bütün endişelerim yok oluyor. Hatta seviniyorum.
Yüreğimin bu kadar engin olduğunu görünce tarifsiz mutluluk yaşıyorum.
Bu dünyaya tekrar gelmek istememin tek sebebi sen oluyorsun; içmemin, yazmamın, İstanbul’u yeniden sevmemin ve toprağa kök salıp çoğalmanın..
Kimsenin karışmayacağı ve karıştıramayacağı kadar uzakta ve aynı zamanda kimseye olamayacak kadar sana yakın bir yerlerde yaşamaktayım. İnsanlar öfkelerinin tuzaklarına düşerlerken ve “ya sabır” çekerlerken, ben senden ayrı günleri yok saymakla geçiriyorum zamanı. Gerçekleri sen yüzüme vurunca acımıyor. Senden yana esince en şiddetli fırtına bile yüzüme sevimli bir telaş bırakıyor en fazla.
Korkmadan açılabiliyorum, bırak bunca insanın hınca hınç meydanlarını, kendi içimde..
En engin ve kutsal yer benim içimde çünkü.
Kanımdan olmayıp da en sevdiğim sensin.. Canımdansın..
Senden uzakta yaşamak ve ölmek en büyük günahtır benim için.
21.06.2007