aşk
İSTANBUL
SabaHın 06.30’unda insanın aklı Hangi kapıların açılmasına izin veriyor ki ne yana dönsem “Uyuma!” diyen sesi duyuyorum. Eline alınyazısını sürmüş, savruk bir yolcu edasıyla engin denize karşı sevmeyi, sevileni, seveni düşünüyorum.
İstanbul’dan vazgeçmesin diye maddeleri dizmeye karar verdim, bu dünyalar güzeli şeHrimin buna iHtiyacı olmadığını bilerek üstelik.
Beni bunu yapmaya iten sebep İstanbul’umun üstüne kapkara bir şeyler çöküyor. Elimin tersiyle itip, silkelemek istiyorum.
Artık kentimin sokaklarında yürüyemiyorum. Her an taciz edilmeye açık Hedefler Halinde dolanıyoruz. Sadece geceleri değil, gün içinde de Hırsızlar cirit atıyor. Pek çok semtimiz bu şeHrin olmayan insanlarıyla dolup taşıyor.
İstanbullu olmak nedir? Kent yaşamına ayak uydurabilen Herkes bir arada yaşayabilir. Oysa kendini gelişerek değişmeye kapamış insanlar arasında yaşarken korkuyorum. Sokaklarda yürürken adımlarım Hep olması gerekenden daHa Hızlı. DaHa çok kapanıyoruz evlerimize.
Sevgilim bu şeHri turistik bir şeHir olarak görürken, onun görüşünü engelleyen bu kaHpe karanlığı aydınlığa çeviremiyorum.
Bu boğaz, rakı+balık, martı+vapur, simit+çay, adalar, camiler, kiliseler, Beyoğlu, Çengelköy, Kanlıca, Bağdat Caddesi, FenerbaHçe, Rumeli+Anadolu, Galata, Kız Kulesi, Topkapı Sarayı, Ayasofya, .., .., .., .., .., .. İstanbul’da.
“Tamam, bir tanem, gidelim bu şeHirden,” diyorum. Diyorum ya kanıma dokunuyor. Canıma tak etti.
“Lütfen dostlarım, arkadaşlarım!..
Evlenin. Çocuk yapın. Çoğalalım.
İstanbul’umuzu geri alalım.”



