SES
Yıllar önce biri demişti, çok değerli saydığım.
"Anladın işte," demiştim.
"Anladım elbette ama duymak ister insan."
Bütün güvensizliklerimiz, kırılganlıklarımızın artması ya da yok olmamaları duymak isteyip de duyamadıklarımız ya da artık duyamamamız yüzünden değil midir?!
Kendi içimizde yerleştiremediğimiz yap-boz parçalarımızın engin bir boşlukta dağılmasından ve toparlayamamanın getirdiği o telaştan dolayı taşıyor sözcüklerim. Bu nasıl bir özlemektir. Sen giderken bu şeHirden, nasıl ağlamak istedim. Belki ağladım da.. Bilemezsin sen. İçimde, dışımda, aklımda, her yerimde, bu şehirdeki bütün kalelerimde bırakıp gittin gölgeni. BeyHude dolanıp durmak senin olmadığın bir şeHirde..
Bekliyorum. Beklemenin en insafsız şey olduğunu düşünerek Hem de.. Kırılıyorum senden uzakta kalakaldığım Her gün. Gelmeyişin ya da arada sırada gelişin dolduramaz beni, döndüremez Hayatımı sürekli senle yaşanan bir ömre.
Gel sevgilim. Bu beklemek beni bozmadan, yüreğimi kanatmadan. İzlerini takip etmekten Hüzünlü bir şeylere dönüştü benliğim.
“Kimbilir?” demeye başladım. Ağlamak istiyorum. Ağlarken gözlerimi açtığımda seni görsem ya karşımda!
“Bitti bu Hasret, geldim sana,” desen..
Bir SES versen de değişse bu Hoyrat günlerin keskin bıçağı..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder