8 Mart 2009 Pazar

Gelişerek değil, gerileyerek değiştiniz.

Ben ki tarlalar ekiyordum; insan tarlaları..

Boyumu aşsın bu yaşamalar diye

karışayım aranıza, mutluluğumuzu bölüşelim

ekmek, su, tuz kadar mübarek diyerek

Oysa karamsardı bulutlarınız

ve yaptıklarınızdan sorumlu tutmazdınız kendinizi..

Size 1 söz söyleseler Hemen oracıkta incinirdiniz..

Suçlayan yoktu, küsen yoktu..

Kapı ardına kadar açıktı..

Bilmez gibi davranırdınız.

Sizin için insanlar ölmüştü, ölürdü;

Siz onların kanlarına tükürdünüz.

Tarihinizi tariHE gömdünüz.

Utandığınızı gören olmadı,

ben de görmedim.

iHanet ya sözlüğünüze girmemişti ya da bilmezden gelirdiniz.

Gelişerek değil, gerileyerek değiştiniz.

Sol yanınızı kestiniz. Sağdan geçirmeyi mübarek saydınız.

Sokaklarda insan avına çıktınız

ve gerçekten Hiç çoğaltmadınız insanlığınızı.

Açlıklar umurunuzda olmadı.

Kendi açlık kokan nefesinizde boğuldunuz.

Ben ve benim gibiler utandı insanlığından,

siz utanmadınız.

Ben içimdeki enginime inanıyorum.

Bir gün biteceksiniz, biliyorum.

Hayat bazan duruverir


Bazen sirenler çalar içinizde. Acile kaldırılmayı bekleyen çocuk size acıklı gözlerle bakar içinizden. Ne çalınacak bir kapı ne aranacak biri gelir aklınıza. Öyle yapayalnız hissedersiniz ki kendinizi.. Üşüyüverirsiniz.

Kimseye anlatamayacağınızı zannettiğiniz acı kaynağı bir bıçak gibi saplanıverir sol yanınıza. Aslında başka hiç kimseyi acıtmayacak bir gerçek boğazınıza tüm saltanatıyla oturuverir. Herkes yabancı, uzak ve hatta sizi anlamayacak olan düşman köşelerdir. Yenilmişsinizdir. Kuytunuzda çaresizce beklersiniz ve meydan okursunuz tüm insanlara..

Sağır ve körsünüzdür. Başkalarının acıları sizinkinden büyük olmaz. Yanlışlardır bu hikâyenizde zaten. Gözünüze sokulup dursa da ilk yardım sözleri, hareketleri ne yana dönseniz batarlar. Hatta acınızla meydan okursunuz. Sizi nasıl anlayabilirler!

Birkaç gün öncesinde yüzünüze döktüğünüz az gözyaşınıza tanık olan biri gelir ve avucunuza bir kâğıt bırakıverir. Yazmış olduğu bir satırlık cümleye hayatını gömmüştür. Bir anda sırdaşı oluverirsiniz onun ve artık acınızın, o dünyayı yakacak sandığınız acınızın hiçbir hükmü kalmamıştır.

Siz darbeyi yediğinizde duran zaman bu sefer hakikaten duruverir. Onun yerine kendinizi koymayı bile düşünemezsiniz. Başınızı eğersiniz çünkü o güne dek döktüğünüz gözyaşınız o acının karşısında hiçtir.

Gülümsemeyi unutmayın. Hayat herkes için zor. Allah dağına göre kar veriyor, bu doğru ama yaşıyorsak bitmemiş bir ömrün içindeyiz. Bayramı geçirdik. Kimilerimiz belki mezar ziyaretinde geçirdi bu zamanın bir kısmını. Ağladı da hatta.. Hayat kendi panzehirini beraberinde sunuyor bize. O kadar görkemli veriyor ki kendini bize. Ne kadar lanet etsek de bir şeyler eksilirken bizden yine yeniden ekleniveriyor bir şeyler..

Ortada olan bir şey var: Bazen çok sıkıştığımızda biri çıksın da öyle bir şey yapsın ya da söylesin ki hayatın acısını azaltsın isteriz. Öyle bir şey olmadığını gördüm, yaşadım. Belki yüzlerce kere de tanık oldum. Kimsede öyle bir sihir yok.

Aslında belki de mucizelere inanmak gerekiyor. Kim bilir biri çıkıverir ve serper siHirli tozlarını. O an Hayat rengini değiştiriverir. Engin bir denize girip arınmalı tüm yaslı gecelerden. Başını sevdaya gömüp mışıl mışıl uyuyabilmeli.

Birilerini mutlu etmeye çalışırken aslında kendimizi ve gerçekte sevdiğimiz kişi ya da kişileri mutsuz etmeye kaçınmaktan başlayarak devam edebiliriz. Böylesi en iyisi ve sağlıklısı gibi geliyor bana çünkü birilerinin canı mutlaka yanacak.

Başkasını mutlu etmek kendimiz mutsuzken pek de keyifli değil. Ömrümüz boyunca ödeyemeyeceğimiz bir acının altına kendimizi koymaktan başka bir şey değil bu.

İşte bu yüzden bir kaybettiklerimiz sol yanımıza saplanıverir. O zamanlarda artık o gideni getirebilecek ne bir yol ne bir vaat ne de bedel kalır. Acımızdan tepinirken illa bir başka acılı yüreğin sizi uyandırmasını beklemeyin. Hayatınızda var olanlara sahip çıkın. Onlara verdiğiniz değeri gösterin. Sevdikleriniz için ışığınızdan vazgeçin çünkü karanlığınızdan çıkmanızı yine bu paylaşımlar sağlayacak.

Belki bekle dediğiniz kişi sizi ömrünce bekler. Yerinize kimseyi koymadan hayata karşı mücadele eder ama ne olursa olsun yorulmaz mı, örselenmez mi sanıyorsunuz.

Sevdiğiniz insanın yüreğini kimsenin kanatmasına izin vermeyin. Eğer onun canını yakan sizseniz vazgeçin ama şu da olsun, ama bu da olsun demekten. Vaktinizi kısıtlı. En kralınızın dünya üzerinde 90 sene zamanı var. Onunla geçirebileceğiniz zaman hele ki 30larınızı aştıysanız topu topu belki 20 sene. Kimsenin keyfini beklemeye değmez mutluluğunuzu yaşamak için..

Bir şey yapın. Ne yaparsanız yapın ama kendiniz ve sevdiğiniz için yapın..

YIKIK

Bugün yıkığım biliyor musun?/ Ezginim, çaresizim, umutsuzum 
Sancılıyım bırakma beni, insanlar kötü/ Bırakma beni korkuyorum.

Bir deli otlar büyüyor içimde/ Sancılıyım, yorgunum, kederliyim

Bu halini sevdim gitme kal/ Çamurlar çirkefler içindeyim
 

Bir dayak yemiş insanım şimdi/ Bezginim, kararsızım, yılgınım
Al götür beni o kayıp gecelere
Yeter ikimize yalnızlığım/ Bırakma beni insanlar kötü/
Bırakma beni korkuyorum
Kıraç

Bu şarkıyı dinliyorum, sürekli dinlediklerimin listesinde. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile girdi aklıma sözleri, müziği..
Arkasından ağlamaklı bir Halde içimi dökebilirdim. Kim zaman becerebildiğim bir şey bu. Hatta gittikçe bu konuda başarılı olurken kendimi aynı zamanda acımasız buluyorum.
Başkalarının mutluluğu uğruna bazı şeyleri değiştirebilirim Hayatımda.. Tabii ki gönülsüzce.. Dibimde bir yerde çökmüş duran bir geçmiş olmasına rağmen Hem de..
Evet, insanlar kötü Hatta çok.. Bırakmasın beni.. Çekip gitmesin. Küsmesin.. Kırılmasın.. Kırmasın..
Aklımı alıp başımdan gitmesin..
Gerçi ne kaldı anı paketlerinin ardından, bilmiyorum. Ne kadar kaldıysa aklımdan, onu da sömürmesin. O kadar karanlık ki ortalık. Avucunun ortasında anaHtarı saklı tutmuş ve açmıyor kilitleri..
Çaresizim yıkıntılarımın arasında. Çok karamış bir labirentte çok uzaktan sızan gün ışığım o benim. Oysa dur diyor, beni gördün ve bekle.. Bu dondurulmuş bekleyişin sonucunda o ışığım gelecek mi bana? Sızacak mı delik deşik ruHumdan ta en içerime?!
Bırakmasın beni.. Çok deliceyim.. Kabusların ve Halüsinasyonların ortasında pestili çıkmış, toHumu içinde, engine saklı deniz parçasıyım. Derin sularım.. Yine de yürütürüm akanlarımın üstünde.. Boğmadan üstelik..
İnsanlar çok kötü. Yalnızım.. Kayboldum.. İçimden küfrederek aynı zamanda, çıkarıp atmak istiyorum aydınlıksız, umutsuz günlerimi, gecelerimi.
Yeter miyim ona?
Kavuşmak bir yana ya bir daHa görmeden ölürsem? Kafamda bir sürü soru. İçerideki kırk tilki de birbirine çarparak dolanıyor, tepiniyorlar.
Oscar Wilde’ın cümlelerinden biri geliyor aklıma:“Hepimiz çamur içindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakar.”
Karar veremiyorum. Hissettiklerimi, istediklerimi, önem sırasında ilk sırada olma seçimimi iyice ortaya koydum sanıyorum. Ya farkında değil ya da aldırmıyor.
İnsanlar çok kötü. Bırakmasın beni.. Çok seviyorum. Kalsın.
[Biliyor mu?]

Kim Biliyor ki İçinizde Sevmeyi

Kim Biliyor ki İçinizde Sevmeyi

Şöyle Korkmadan, Konuşmadan, Kocaman..

Etrafta yığınla sevgisinin hak edilmediğini düşünen insan var. Herkesin eksik odaları var. Kim gelse saltanatıyla kurulsa içinize gidiveriyor, sadece gitse iyi; giderken taşıyabileceğinden fazlasını alıp götürüyor. Etrafta yığınla kırık aşk hikâyesi var. Başımızı şişirip duruyorlar.

Bütün son aşklar yeminler ettiriyor; bir daha kimseyi sevmeyeceğim, kimseye güvenmeyeceğim, bir daha seversem …… diye.. Oysa ben size buradan diyorum ki sevmekten vazgeçmeyin. Sevince ve sevilince dünya biraz daha güzel! İçinizde sevilmeyi hak etmediğini düşünenleriniz var mı? Muhtemelen yoktur. Peki, siz kimseyi kırmadınız mı? Size söylenen bütün aşk dolu sözcükleri duydunuz mu? O günleri, geceleri yaşadınız mı? İşiniz başınızdan aşkınken bir telefonla hayatı bir an için bile olsa durdurdunuz mu?! Hangi aşktan bahsediyoruz?!

Neden hep sevilmeyi bekler ki insanlar?.. Önce sevmekten başlasak.. Sevilmesen bile sevdayı dünyanın en güzeli görüp, günleri geceye çevirmeden yaşayabilmeyi kaç kişi başarabiliyor? Kalbini açık arttırmaya koyup daha fazlasını vaat edene saklamak.. Doğru bulanlar olabilir ama mesela ben kalbimin değerini biliyorum. Sevmese bile sevilmeyen onu sevmekten vazgeçmem, vazgeçemem.

Geceleri kapısında uyumayı bile göze almak, bütün insanları karşına almak, din, dil, ırk saymadan sevmek.. İş ilk önce kendini sevmekte ve sevilmeye layık görmekte. Ben sevgideki istikrarın insanı mutluluğa götürdüğünden eminim. Şunu da biliyorum inatlarla, hırslarla duyguları karıştırmamak gerekiyor. Bazı şeyler yürümediğinde soğukkanlılıkla geleni olduğu gibi kabul etmek lazım. O güne kadar da akışına bırakmayı kabul etmiyorum. Bütün suları istediğim yöne çevirebilirim. Sevmek öğrenilen bir şey. Sevdanın usta işçisi olmalı insan. O zaman sevilmemek de önemli değil.. Dersin ki.. ‘Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa..’ [Aşık Veysel] Sevda yürekten sökülemez, dünyanın bana göre tek karşılıksız eylemi. İşini yaparsın, karşılığını alamayınca ayrılabilirsin. Arkadaşın kazık atarsa onu silip atabilirsin. Yaşadığın şehir senin için bitmişse başka bir şehre taşınabilirsin. Kıyafetlerinin, bilgisayarının, telefonunun yerine yenilerini alabilirsin. Bütün her şeyi beğenmeyince değiştirebilirsin. Oysa sevmekten asla kurtulamazsın. Ancak ve ancak o senden vazgeçer. Karşılığı olmasa bile sevmekten alıkoyamıyor insan kendini. Bana öyle geliyor ki annenin babanın çocuklarına olan karşılıksız sevgisini arıyor herkes. Her erkeğin kadınlarda annesini, her kadının da erkeklerde babasını aramasının sebebi bu olsa gerek. Oysa en önemli şey kendin gibi bakmamak karşındakine. O senin gibi düşünmeyebilir, senin gösterdiğin gibi sevgisini göstermeyebilir. Kimse sen gibi değil, olmak zorunda da değil. Senin durduğun yerden hayata bakmıyor olabilir. Severken alınganlıklarımızı, kaprislerimizi, paranoyalarımızı bir kenara bırakmalıyız. Sen bana bir adım at ben sana on adım gelirim, dememeli. Bir kere yenilsek bir daha, üstüne bir daha yenilmeyi göze alabilmeliyiz [Samuel Beckett]. Karşıma hep arıza insanlar çıkıyor, diye hayıflanmamalı çünkü onları seçen biziz. Bir ilişkiye başlamaktan ne kadar sorumluysak, bitişinden de o kadar sorumluyuz. Tercihlerimizin sonuçlarına katlanarak yaşamayı başarırsak işte o zaman gerçekten özgür oluruz.

Bütün aşk şarkılarında indiğimiz derinliğimizde birine daha yer açarak yaşamayı becerebiliriz. O yeri biri kırıp dökse bile sahip olduğumuz güçle yeniden onarabiliriz. Dünyada sevmekten alıkoyacak kadar adi, şerefsiz insan yok, olmamalı. Ben şahsen kimseye o kadar anlam yüklemiyorum. 1 Ekim benim doğum günüm. Bu yaşa gelene kadar onlarca kırık aşk hikâyesi bırakmış olabilirim ardımda. Buna rağmen sevmekten hiç vazgeçmedim ve korkmuyorum sevdadan. Belki terk edilirsem ölmeyi bile isteyebilirim ama öğrendiğim bir şey var; bu acılar öldürmüyor. Öldürmeyen acı güçlendiriyor. Benim sevdam engin bir deniz. Hepinizin suları var. Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın; sığda kalmayın, derinlerde yüzün. İçinizdeki sevdayı bir kenarından kurtaracak bir can mutlaka çıkacak karşınıza..

Kendimde seni Haklı çıkarmayı becerdim ama Hayatı asla..

Zaman durdu, bir tariH yüzünden. Durup küstüm. Günlerce ağladım. Dedim, neden? Cevap bende değildi.

Kendimde seni Haklı çıkarmayı becerdim ama Hayatı asla..

Sen konuşuyorsun, kimi zaman durmadan. Dilimin ucuna geliyor Her şey. Gözlerinden girip kaybolmanın ucuz şiirlerde sıradan 1 cümle olduğunu zannediyordum. Sevdiğim gözler beni gördükçe içimde sessizliğim durup yaşanacak 1 yer oluyor. Kendime bakıyorum ve Hatta büyütüyor da olabilirim pek çok şeyi. Beni bırakıp giderken sen, 1 daHa gelmeyecek olman iHtimali beni kudurtuyor. Kızabilirim de kendime.. Küfür de etsem yeridir Hani. Hem deli gibi anlatmak Hem de içimde saklamak istiyorum. Gelmezsen çünkü utancımdan ölebilirim. Ne utancı ki bu?! Sevdiğim için utanmadan yaşayabilen 1iyken ben şimdi bu korkunun içimde büyümesine engel olamıyorum.

Seni ne kadar çok özlemişim, hem de ne biçim özlemişim. Sana söyleyemediklerim var: Sadece benle olmanı sağlayamıyorum ya bu beni çok Hüzünlendiriyor. Bunu sana söylemem de mümkün değil. Söylersem prangalar takmak istediğimi düşünmenden korkuyorum.

Benim koynumda uyumanı istiyorum.

Kıraç - Arabesk Günler

Ağladım günlerce
Sordum gecelerce
Sandım bir bilmece
Bittim gidince

Ne arabesk günler geceler yaşadım
Resmine bakıp bakıp ağladım

Sen hainsin sen
Sen kalpsizsin sen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Yanacaksın bilsen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Ah ettim bilsen, ah sen..

Ne arabesk günler geceler yaşadım
Resmine bakıp bakıp ağladım

Sen hainsin sen
Sen kalpsizsin sen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Yanacaksın bilsen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Ah ettim bilsen, ah sen..

SÖZLER ZAMANLA ESKİR Mİ?


Hangi ara alıştım ki sana, yokluğun bilinçsiz ağrılar Halinde saplanıyor Her yerime?! Aklımın limitsiz tüm kredilerini tükettim. İsyan ettiğimde manasız kalıyor karşında. Kim bilir [sen bilirsin 1 tek] belki benden de beter çekiyorsun bu engin Hasreti ama ben sana söyleyemezsem kime anlatabilirim ki içimdekileri..

Sesini duyduğumda, fotoğraflarına baktığımda ezilen yanımı çekip koparmak istiyorum. Seni düşünmemeye çalışmak demek kendimi de düşünmemek demek. Ben de artık kendimden çıkıp, sadece bir kalıp Halinde yaşamaya çalışıyorum ve beceriyorum da.. Bu kıyımda zaman eriyip gidiyor. Aksini düşünemem bile; senden başkasını istemiyorum.

Önce söylediğini sonra sürdürmezsen Hiçbir şey yapamam. Acı çekmemeyi ya da çekmez gibi göstermeyi Hatta yaşamayı öğrendim. Bütün bu yorgunluklarım da özlemimden.. Önce soru işaretleri ardından nasıl yaniler, sonra olmamalılar, peşi sıra kabullenemeyişim ve en sonunda da Her şey senin istediğin gibi olsunlar..

Sen güzel olan, iyi olan bu aşkta.. Küfrediyorum açıklarda, gözlerimin dolmaması için gerçek bir mücadele veriyorum aralarda.

Benim kendimle ya da senle zorum yok.. Bendeki sevdanın karşılığı sende yoksa ya da kalmazsa bir gün ona da tamam ama bu zamana biri, bir şey yapsın. İçinde sen olmayan Her şeyi daha az seviyorum. Beklemeyi de sevmiyorum. Yaşlanmayı da sevmiyorum. Bomboş bir eve girmeyi de sevmiyorum [bu bile yaşlanmaya başladığımı gösteriyor]. Her şeyin içinde en çok seni seviyorum, hatta kendime yakın desem yeridir.

Erken bir doğum günü kutlaması yapacağım.

1 Ekim’de sadece senle olacağım.

Güzel Bir Çift Göz Yüzünden Efkara Düşüldü

Güzel Bir Çift Göz Yüzünden Efkara Düşüldü

Ne yana baksam içime işleyen bıçaklar var. Bu koridorlarda yürümek çok zor ve zoruma gidiyor olmadığın günlerin gölgesi altında kalmak..

Kapattım pencerelerimi diyeceğim ama içeriye tıksam da kendimi yaşanıyor. Özlenen sensin.. Bu da güzel ama özlemek bitsin artık..

Bu sancılar içimde Hayat kanallarımı tıkayacak diye korkuyorum. Ne Haldesin, kimlesin? Sana iyi bakıyorlar mı oralarda? Küserim seni inciten günlere, gecelere..

Bir gelsen, bir dönsen toprağına, denizine..

Eksik Bir Şey / Ezginin Günlüğü

Eksik bir şey mi var hayatımda 
Gözlerim neden sık sık dalıyor 
Eksik bir şey mi var hayatımda 
Gökyüzü bazen ciğerime doluyor  
Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam 
Atsan atılmaz, satsan satamam 
Eksik bir şey mi var, anlayamam 
Bak çayım sigaram, her şeyim tamam  
Kalksam duraktan dolmuş gibi 
Arka koltukta unutulmuş gibi 
Terliklerimle, gelsem sana 
Sonunda aşkı bulmuş gibi 
 
Engin bir şey var..

Ben Senin Bütün Talihsizliklerini Yok Etmeye Geldim

Ben Senin Bütün TaliHsizliklerini Yok Etmeye Geldim.

Benim derinliğimde dindiremediğim tuHaf çalkantılar oluyor. Hani sana Hak versem, kendime verdiğim Hakları koyacak yer bulamıyorum. Anlamıyorum ben. Evet, gerçekten anlamıyorum; karar verip de beklemenin gerekçelerini..

Ömrümce istediklerimi yapma peşinde koştum. İşin bana düşen kısmında ne bir eksiklik ne vazgeçme payı bıraktım. Engin sevgilim, özlüyorum seni. Her geçen gün daHa fazla.. Kimi an soluğum kesiliyor. Konsantre bir şeyler ekliyorum zaman aralarında Hayatıma. Seni gücendirecek Hiçbir şey yapmadan yaşamayı becerebiliyorum. Başımı yaptığım işe gömüp ne tariHe ne saate bakıyorum. Aksi takdirde saniyelerin Her biri ok olur yoksa..

Sana sevdamın sınanmasına gerek yok artık. Kocaman bir kadın olarak payıma düşen yalnızlığı senin gelişinle reddettim. Asi başımı biraz indirdim. Sevdana ellerim başında teslim oldum. Sevincim bu Hande’nin parçası olmandandır.

Kim ne derse desin Hatta kimi zaman sen bile neye inanırsan inan, ben biliyorum. Gelişinde seni karşılayacak gülümsemelerim, sevdam, yüreğim, aklım ne varsa seni bekliyor; sana Hazır olacak. Sakın şaşırma. Ben Senin Bütün TaliHsizliklerini Yok Etmeye Geldim. Seni içimin bütün gücüyle ayakta tutacağım. Hayatımda ilk defa gelecek günler için söz veriyorum; ömrüm yettiğince senin olacağım. Tut ki bir gün vazgeçersen şayet benden, yüzümde asla soru işaretleri görmeyeceksin ve saklayacağım gözyaşlarımı senden. Senin gidişin matemdir, kayıptır, yenilgidir ve bil ki ölümdür.

Asla unutma, yıkılma, yenilme ve vazgeçme. Senin seven bir kadın var burada; Ömrünü, emeğini, yastığını, gününü, geleceğini, Hayatını paylaşmaya Hazır. O kadın ki onur duyacak seni çoğalttığı, çoğaltabileceği Her gün.. Bu bekletmek öldürmeden gel. Senden başka bir şey istemiyorum. İstemiyorum çünkü verdiğin Her şey zaten yeterli ve özel.

SES


SES

Yıllar önce biri demişti, çok değerli saydığım.

"Anladın işte," demiştim.

"Anladım elbette ama duymak ister insan."

Bütün güvensizliklerimiz, kırılganlıklarımızın artması ya da yok olmamaları duymak isteyip de duyamadıklarımız ya da artık duyamamamız yüzünden değil midir?!

Kendi içimizde yerleştiremediğimiz yap-boz parçalarımızın engin bir boşlukta dağılmasından ve toparlayamamanın getirdiği o telaştan dolayı taşıyor sözcüklerim. Bu nasıl bir özlemektir. Sen giderken bu şeHirden, nasıl ağlamak istedim. Belki ağladım da.. Bilemezsin sen. İçimde, dışımda, aklımda, her yerimde, bu şehirdeki bütün kalelerimde bırakıp gittin gölgeni. BeyHude dolanıp durmak senin olmadığın bir şeHirde..

Bekliyorum. Beklemenin en insafsız şey olduğunu düşünerek Hem de.. Kırılıyorum senden uzakta kalakaldığım Her gün. Gelmeyişin ya da arada sırada gelişin dolduramaz beni, döndüremez Hayatımı sürekli senle yaşanan bir ömre.

Gel sevgilim. Bu beklemek beni bozmadan, yüreğimi kanatmadan. İzlerini takip etmekten Hüzünlü bir şeylere dönüştü benliğim.

“Kimbilir?” demeye başladım. Ağlamak istiyorum. Ağlarken gözlerimi açtığımda seni görsem ya karşımda!

“Bitti bu Hasret, geldim sana,” desen..

Bir SES versen de değişse bu Hoyrat günlerin keskin bıçağı..