2 Şubat 2009 Pazartesi

İLAN-I AŞK EDİYORUM!


Aşk, biz olmak değildir. Aşk, iki kişinin ben olmasıdır. Ayrılık da biz olmak, sonra ben sen haline geri dönmek, birbirinin yanından gitmektir. Aşklar bunun için kısa sürer zaten. İki kişinin ben olmayı sürdürmesi zordur çünkü. Zor olduğu düşünülmeye başlandığında da kolay hiç bir yanı kalmamıştır artık. Hayata karşı mücadele verirken insan değişir ama ben olan iki kişi aynı değişimi gösteremez kolay kolay. Aşka kırbaçla yaklaşmak yerine, elini uzatmak daha uzlaşmacı bir yoldur. Aşka kollarını açmak, karşıdaki kişi o kolları kıracak bile olsa, açık olduğu sürece insan vücuduna kattığı mutluluk için çok önemlidir.

Sanki uzak bir yoldan gelmiş gibi, nefes nefese biraz. Yol da uzun sürmüş, zaten kırılmış kimi zamanlarda. İnsanın ancak başına geldiğinde inanası geliyor. Gördüğün an işte o, hep aradığım ve sonunda bulduğum, dersin. Bir tek onu görünce anlar insan bunu.

Aşk hakkında herkes konuşur, biliyorum. Her biri kendi payına düşeni anlatır. Büyük sevdalar var nesilden nesle aktarılan. Kimi zaman özenerek dinlenen bu sevda masalları gerçek olsa da olmasa da kendi masalını yazanlardan olmayı tercih ediyorum.

Özlediğim kişiyi uyurken bile özleyebilmeliyim. Şimdi bu kriteri alıp uygulayın demek doğru değil ama hiç uykunuzda özlediğiniz biri oldu mu hayatta ya da onu bir sonraki göreceğiniz güne kadar saatleri saydığınız? Bir de şu meşhur kelebekler var insanın midesinden uçup uçup hiç bir yere gitmeyen ama uçmaktan da hiç vazgeçmeyen. Bir gülüşle bir diğerine yanaştıran [Özdemir Asaf] bir şey bu aşk belası. Kimi zaman çıkarıp atası da gelir insanın üzerinden. Aşkın özünde özlem vardır, kavuşamama durumu [Âşık Veysel]. Bir de asla vazgeçmeyeceğini iddia eden bir yan. Ben seni sevdim, kime ne [Ümit Yaşar Oğuzcan] dedirten, insanı isyandan isyana sürükleyen bir şeyler daha var.

Bir gün o çıkıp geliverir. Belki o güne dek tarifini yapamadığınız çünkü tanımıyorsunuzdur, o kişiyi gördüğünüz an anladığınız efsane gibi bir his yaşanır. Birinden bahsetmek istiyorum, bir sürpriz gibi gelip hayatıma tüm saltanatıyla kurulan. Uzun zamandır düşümde saklı duruveren kişiyi karşımda görünce hiç titremedim çünkü biliyordum. Sanki on yıldır, hatta ömrümce hazırdım. Evet, kesinlikle hazırdım. İşte o an, “Hadi tut elimden nereye götürürsen götür,” diyen sesi bir tek ben duydum. Duymazsa hayata bile küseceğim kadar sevmeye hazırım. Karşınıza çıktığı an söylemek lazımdır fısıltı ile bile olsa, ben hep seni bekledim, diye. Sadece seni. Ben öncemde seni aldattım, affet, diye haykırmak gelir içimden. 14 Şubat sevgililer günü’nde verebileceğim benim için en kıymetli şey bu yazdıklarımdır. Beni her zaman ben yapan kendimi getirdim ve paylaşmaya hazırım sonuna kadar.

Hayatın karnavalıdır aşk. Maalesef ki yaşadığımız günlerde herkes yalnız ve istemedikleri, kabullenemedikleri bir durum olduğu için daha da zor geliyor bu. Herkesin dilinde artık ezbere alınmış cümleler var. Herkes birini istiyor yanında. Oysa ellerinin, gözlerinin, kulaklarının hatta akıllarının ne işlere yaradıklarını unutmuş durumdalar. Edith Piaf’ı düşünürüm sıkça. Genç sevgilisi onu terk ettiğinde peşinden geceliğiyle koşup herkesin içinde beni terk etme diye ağlamasının manşetlerde yer almasından sonra onu kınayan arkadaşına “Ben sevgilisinin peşinden gidip de onu döndürmek için ayaklarına kapanmayan Edith’in ……” deyişini.

Seviyorum işte, diye haykırırken, içimden de olsa şimdilik, sana sevgimin ‘ama’ları yok. Ben çok acayip severim, falan deyip yalın halime cilalar da atamam. Belki hoyrat bile seviyor olabilirim. Seni ve beni sevgimin içinde tüketirken aslında tek bir ben çıkar ortaya. Sen bana sanki unuttuğum sözcüklerimi getirdin. Hatta kimi zaman sadece kendimden duymaktan sıkıldığım cümleleri başkasından duyabilme lüksünü verdin. Yalnızlığı bir süre önce severek kabullenmiş olmama rağmen yalnız olmadığımı fark ettirdin. Sana neyimi versem azdır.

Seviyorken ve sevişiyorken insan kendini de seviyorsa o zaman mutlu oluyor. Hiç bir yanını yontmadan, karşısındakinin onu sevmesi için değişmeye gerek kalmadan yaşanan aşklara sevgililer ayında daha çok içmek lazım. İnanmak gerekiyor bu aşklara. Şu dünyadaki üçer milyar kadından yahut erkekten biri olmadığını hissetmek ve hissettirmek keyifli olan. Umudunu kaybetmiş kalabalığın içinde yalnız hissedenler, kesinlikle yalnız değilsiniz. Bir sevda bulutu geçer mi geçmez mi tepenizden bilemem ya da zaman veremem ama kesinlikle orada bu satırları okurken yalnız değilsiniz. Dinleyenlerdenim. Sadece dinlemeye, görmeye, düşünmeye kalmış olduğunuz yerden devam edin. Gerekiyorsa değişin. Gelişerek değişin. Severek büyüyün. Sevginin öğrenilen bir şey olduğunu da unutmayın ve asla ıskalamayın hayatı.

Sana da şunu demem gerekiyor: sen geldin ya, ilham perim de geldi; sensin o. Benim gerçeğim bu.

Seni Seviyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder