Burada durmuş gecenin geç saatinde seni düşünüyorum. Dünyada seninle birlikte doğan milyarlarca insanı.. Onca insanın içinde nasıl olur da bir tek sen bu kadar özel ve özellikli olabiliyorsun! Biraz hayretle ve dehşetle bu noktada asılıp kalıyorum. Sana sevgimin en çok askıları olsun istiyorum çünkü ayaklarının dibine düşüp kaybolmak istemiyorum.
İçimde, akıp giden kanallarda dolanıp duruyorum. Neresinde adını görsem başımı eğip geçiyorum. Karşına çıktığımda başımın hep yukarıda olması da aynı sebepten.. Hani bir an için bile olsa aşkımı bende görecek olsan sanki bütün labirentlerim tıkanacak ve ömrümce çıkış yolumu bulamayacağım gibi geliyor.
Senin doğum günün.. İyi ki doğdun. Sen yaşadıkça aşkın da bende yaşıyor.
Şairlerim anlatıyor gecenin sessizliğinde. Herkes uyuyor. Onlar ve ben uyumuyoruz. Biri ‘Hasretinden prangalar eskittim,’ diye fısıldıyor; diğeri ‘Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyor,’ diyor. Ben en çok Turgut Uyar, diye üsteliyorum. O, sessizliği seçiyor. Biliyorum birazdan o da konuşmaya başlar gecenin kör karanlığında ve benim sana olan aşkımın karşısında.
Herkes mi tanır, bilir seni bu şehirde?! Neden onlara bu kadar sözcük verdin ki kendinden. Sen orada ağlıyorsun, ben burada. Yıllardır gölgen gibi takipteyim seni. Beni gördüğünde birdenbire içini açman bu yüzdendi.
Bütün kadınların kaybettiği hatta kaybettiğini sandığı acıklı bir yanları vardır. Sanki sihirli bir dokunuşuyla ya da sadece bakışıyla yahut sıcacık gülümseyişiyle hayatlarına giriverecek erkekte bulabileceklerine inandıkları bir eksiklik.. O erkeğe gelene kadar kendini oyalıyor kadınlar ve oyalandıkları süreler boyunca ağlıyor, karşısındaki kişiye sığınabilmek için yalvarırcasına dileniyorlar. Bütün erkekler bu kadınlara önce koşarken sonra şiddetle kaçıyor.
Ben ne yaptım peki bunca sene?! Başkalarına da söyledim belki sevda sözcüklerimi hem de kendimi bile inandırarak. Sen hep bir yanda saklı duruveriyordun. Ben de acizliğimi hissediyordum sanki beni asla sevebileceğine inanmadan yaşıyordum. Karşında otururken ezilip büzüldüm içimde, senin bunu görmeyeceğini umarak.
Gecenin bir vakti Ahmet Altan çıkıverdi karşıma, sevmekte cesur olup olmadığımı vurdu yüzüme yazılarıyla. Ben cevabı biliyorum. Evet, pek çok erkeğin hayallerindeki kadın oldum sana gelene kadar. Bunun sebebi, senin karşında alabileceğim yenilgiye karşılık bir savunma mekanizması oluşturmak mıydı? Yoksa ben gerçekten içimdeki o vahşi egomla beraber mi yaşıyorum?
Bu bendeki aşkla onlarca yıl yaşarım ama sen kendini orada eskitirken ben burada ne kadar tazeliğimi koruyabilirim, bilmiyorum. Sen gelmeden teğet geçersen, ben belki başka gülüşlerde yine kendime tuzaklar kurabilirim. Zannedilenin aksine tek başıma ortalarda durabilecek kadar cesaretim kalmadığını da biliyorum. Bak işte yaşlanıyorsun. İçimden akıp gelen şu sevda sözcüklerimi duysan ya, ne olur!
Şarkılar güzelse hâlâ, sen de o şarkılardaki yazıysan, ben seni alıp kendi sözcüklerimle çevirmek istiyorum hayata. Sen ve ben..
Kalabalığın içinde korunmak için saklandım senin içine. Aşkın insanı yerden yere vurduğu kadar herkesten koruduğunu da biliyorum. Varsın senden önce de yaşanmış olsun ama ne önemi var ki bütün bunların! Bütün gecelerde karşımda öylece duruveriyorsun. Kendimi kandırmakta ustayım belki de ama olsun ben, senin beni beklediğini biliyorum. İçki şişelerinden, öfkelerinden, acılarından geçip yanıma akıvereceğine inanıyorum.
Vahşi bir tadı da var seni sevmenin.. Bu kadar kavgacı, arsız, içindeki çocuğu kaybetmiş bir adam olmana rağmen bendeki bahçenin seni bahara çevireceğinden eminim. İyi ki doğdun be sevdiğim. Sen doğmamış olsan benim sözcüklerim eksik kalacaktı. Sen benim özümün sözcüklerisin. Sana mecburum bu hayatta, bir martı kanadında, notalarının aralığında.. Sensiz yaşamakta güçlük çekiyorum. Bu aşk yaşarsa bir tek sende, bir tek seninle yaşar.
Yıldızlarla anlaşma yaptım, doğum gününde gökyüzüne bak ve üfle onları; içinden beni dileyerek, bana inanarak.. Hepsinin bir anda söneceğini göreceksin. Ömrünce her dilediğin gerçek olsun. İyi ki doğdun sevdiğim.
Ansızın Turgut Uyar konuşuveriyor:
'....
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım.
Bana dönesin diye bir bir kapattım.
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
....'