8 Mart 2009 Pazar

Gelişerek değil, gerileyerek değiştiniz.

Ben ki tarlalar ekiyordum; insan tarlaları..

Boyumu aşsın bu yaşamalar diye

karışayım aranıza, mutluluğumuzu bölüşelim

ekmek, su, tuz kadar mübarek diyerek

Oysa karamsardı bulutlarınız

ve yaptıklarınızdan sorumlu tutmazdınız kendinizi..

Size 1 söz söyleseler Hemen oracıkta incinirdiniz..

Suçlayan yoktu, küsen yoktu..

Kapı ardına kadar açıktı..

Bilmez gibi davranırdınız.

Sizin için insanlar ölmüştü, ölürdü;

Siz onların kanlarına tükürdünüz.

Tarihinizi tariHE gömdünüz.

Utandığınızı gören olmadı,

ben de görmedim.

iHanet ya sözlüğünüze girmemişti ya da bilmezden gelirdiniz.

Gelişerek değil, gerileyerek değiştiniz.

Sol yanınızı kestiniz. Sağdan geçirmeyi mübarek saydınız.

Sokaklarda insan avına çıktınız

ve gerçekten Hiç çoğaltmadınız insanlığınızı.

Açlıklar umurunuzda olmadı.

Kendi açlık kokan nefesinizde boğuldunuz.

Ben ve benim gibiler utandı insanlığından,

siz utanmadınız.

Ben içimdeki enginime inanıyorum.

Bir gün biteceksiniz, biliyorum.

Hayat bazan duruverir


Bazen sirenler çalar içinizde. Acile kaldırılmayı bekleyen çocuk size acıklı gözlerle bakar içinizden. Ne çalınacak bir kapı ne aranacak biri gelir aklınıza. Öyle yapayalnız hissedersiniz ki kendinizi.. Üşüyüverirsiniz.

Kimseye anlatamayacağınızı zannettiğiniz acı kaynağı bir bıçak gibi saplanıverir sol yanınıza. Aslında başka hiç kimseyi acıtmayacak bir gerçek boğazınıza tüm saltanatıyla oturuverir. Herkes yabancı, uzak ve hatta sizi anlamayacak olan düşman köşelerdir. Yenilmişsinizdir. Kuytunuzda çaresizce beklersiniz ve meydan okursunuz tüm insanlara..

Sağır ve körsünüzdür. Başkalarının acıları sizinkinden büyük olmaz. Yanlışlardır bu hikâyenizde zaten. Gözünüze sokulup dursa da ilk yardım sözleri, hareketleri ne yana dönseniz batarlar. Hatta acınızla meydan okursunuz. Sizi nasıl anlayabilirler!

Birkaç gün öncesinde yüzünüze döktüğünüz az gözyaşınıza tanık olan biri gelir ve avucunuza bir kâğıt bırakıverir. Yazmış olduğu bir satırlık cümleye hayatını gömmüştür. Bir anda sırdaşı oluverirsiniz onun ve artık acınızın, o dünyayı yakacak sandığınız acınızın hiçbir hükmü kalmamıştır.

Siz darbeyi yediğinizde duran zaman bu sefer hakikaten duruverir. Onun yerine kendinizi koymayı bile düşünemezsiniz. Başınızı eğersiniz çünkü o güne dek döktüğünüz gözyaşınız o acının karşısında hiçtir.

Gülümsemeyi unutmayın. Hayat herkes için zor. Allah dağına göre kar veriyor, bu doğru ama yaşıyorsak bitmemiş bir ömrün içindeyiz. Bayramı geçirdik. Kimilerimiz belki mezar ziyaretinde geçirdi bu zamanın bir kısmını. Ağladı da hatta.. Hayat kendi panzehirini beraberinde sunuyor bize. O kadar görkemli veriyor ki kendini bize. Ne kadar lanet etsek de bir şeyler eksilirken bizden yine yeniden ekleniveriyor bir şeyler..

Ortada olan bir şey var: Bazen çok sıkıştığımızda biri çıksın da öyle bir şey yapsın ya da söylesin ki hayatın acısını azaltsın isteriz. Öyle bir şey olmadığını gördüm, yaşadım. Belki yüzlerce kere de tanık oldum. Kimsede öyle bir sihir yok.

Aslında belki de mucizelere inanmak gerekiyor. Kim bilir biri çıkıverir ve serper siHirli tozlarını. O an Hayat rengini değiştiriverir. Engin bir denize girip arınmalı tüm yaslı gecelerden. Başını sevdaya gömüp mışıl mışıl uyuyabilmeli.

Birilerini mutlu etmeye çalışırken aslında kendimizi ve gerçekte sevdiğimiz kişi ya da kişileri mutsuz etmeye kaçınmaktan başlayarak devam edebiliriz. Böylesi en iyisi ve sağlıklısı gibi geliyor bana çünkü birilerinin canı mutlaka yanacak.

Başkasını mutlu etmek kendimiz mutsuzken pek de keyifli değil. Ömrümüz boyunca ödeyemeyeceğimiz bir acının altına kendimizi koymaktan başka bir şey değil bu.

İşte bu yüzden bir kaybettiklerimiz sol yanımıza saplanıverir. O zamanlarda artık o gideni getirebilecek ne bir yol ne bir vaat ne de bedel kalır. Acımızdan tepinirken illa bir başka acılı yüreğin sizi uyandırmasını beklemeyin. Hayatınızda var olanlara sahip çıkın. Onlara verdiğiniz değeri gösterin. Sevdikleriniz için ışığınızdan vazgeçin çünkü karanlığınızdan çıkmanızı yine bu paylaşımlar sağlayacak.

Belki bekle dediğiniz kişi sizi ömrünce bekler. Yerinize kimseyi koymadan hayata karşı mücadele eder ama ne olursa olsun yorulmaz mı, örselenmez mi sanıyorsunuz.

Sevdiğiniz insanın yüreğini kimsenin kanatmasına izin vermeyin. Eğer onun canını yakan sizseniz vazgeçin ama şu da olsun, ama bu da olsun demekten. Vaktinizi kısıtlı. En kralınızın dünya üzerinde 90 sene zamanı var. Onunla geçirebileceğiniz zaman hele ki 30larınızı aştıysanız topu topu belki 20 sene. Kimsenin keyfini beklemeye değmez mutluluğunuzu yaşamak için..

Bir şey yapın. Ne yaparsanız yapın ama kendiniz ve sevdiğiniz için yapın..

YIKIK

Bugün yıkığım biliyor musun?/ Ezginim, çaresizim, umutsuzum 
Sancılıyım bırakma beni, insanlar kötü/ Bırakma beni korkuyorum.

Bir deli otlar büyüyor içimde/ Sancılıyım, yorgunum, kederliyim

Bu halini sevdim gitme kal/ Çamurlar çirkefler içindeyim
 

Bir dayak yemiş insanım şimdi/ Bezginim, kararsızım, yılgınım
Al götür beni o kayıp gecelere
Yeter ikimize yalnızlığım/ Bırakma beni insanlar kötü/
Bırakma beni korkuyorum
Kıraç

Bu şarkıyı dinliyorum, sürekli dinlediklerimin listesinde. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile girdi aklıma sözleri, müziği..
Arkasından ağlamaklı bir Halde içimi dökebilirdim. Kim zaman becerebildiğim bir şey bu. Hatta gittikçe bu konuda başarılı olurken kendimi aynı zamanda acımasız buluyorum.
Başkalarının mutluluğu uğruna bazı şeyleri değiştirebilirim Hayatımda.. Tabii ki gönülsüzce.. Dibimde bir yerde çökmüş duran bir geçmiş olmasına rağmen Hem de..
Evet, insanlar kötü Hatta çok.. Bırakmasın beni.. Çekip gitmesin. Küsmesin.. Kırılmasın.. Kırmasın..
Aklımı alıp başımdan gitmesin..
Gerçi ne kaldı anı paketlerinin ardından, bilmiyorum. Ne kadar kaldıysa aklımdan, onu da sömürmesin. O kadar karanlık ki ortalık. Avucunun ortasında anaHtarı saklı tutmuş ve açmıyor kilitleri..
Çaresizim yıkıntılarımın arasında. Çok karamış bir labirentte çok uzaktan sızan gün ışığım o benim. Oysa dur diyor, beni gördün ve bekle.. Bu dondurulmuş bekleyişin sonucunda o ışığım gelecek mi bana? Sızacak mı delik deşik ruHumdan ta en içerime?!
Bırakmasın beni.. Çok deliceyim.. Kabusların ve Halüsinasyonların ortasında pestili çıkmış, toHumu içinde, engine saklı deniz parçasıyım. Derin sularım.. Yine de yürütürüm akanlarımın üstünde.. Boğmadan üstelik..
İnsanlar çok kötü. Yalnızım.. Kayboldum.. İçimden küfrederek aynı zamanda, çıkarıp atmak istiyorum aydınlıksız, umutsuz günlerimi, gecelerimi.
Yeter miyim ona?
Kavuşmak bir yana ya bir daHa görmeden ölürsem? Kafamda bir sürü soru. İçerideki kırk tilki de birbirine çarparak dolanıyor, tepiniyorlar.
Oscar Wilde’ın cümlelerinden biri geliyor aklıma:“Hepimiz çamur içindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakar.”
Karar veremiyorum. Hissettiklerimi, istediklerimi, önem sırasında ilk sırada olma seçimimi iyice ortaya koydum sanıyorum. Ya farkında değil ya da aldırmıyor.
İnsanlar çok kötü. Bırakmasın beni.. Çok seviyorum. Kalsın.
[Biliyor mu?]

Kim Biliyor ki İçinizde Sevmeyi

Kim Biliyor ki İçinizde Sevmeyi

Şöyle Korkmadan, Konuşmadan, Kocaman..

Etrafta yığınla sevgisinin hak edilmediğini düşünen insan var. Herkesin eksik odaları var. Kim gelse saltanatıyla kurulsa içinize gidiveriyor, sadece gitse iyi; giderken taşıyabileceğinden fazlasını alıp götürüyor. Etrafta yığınla kırık aşk hikâyesi var. Başımızı şişirip duruyorlar.

Bütün son aşklar yeminler ettiriyor; bir daha kimseyi sevmeyeceğim, kimseye güvenmeyeceğim, bir daha seversem …… diye.. Oysa ben size buradan diyorum ki sevmekten vazgeçmeyin. Sevince ve sevilince dünya biraz daha güzel! İçinizde sevilmeyi hak etmediğini düşünenleriniz var mı? Muhtemelen yoktur. Peki, siz kimseyi kırmadınız mı? Size söylenen bütün aşk dolu sözcükleri duydunuz mu? O günleri, geceleri yaşadınız mı? İşiniz başınızdan aşkınken bir telefonla hayatı bir an için bile olsa durdurdunuz mu?! Hangi aşktan bahsediyoruz?!

Neden hep sevilmeyi bekler ki insanlar?.. Önce sevmekten başlasak.. Sevilmesen bile sevdayı dünyanın en güzeli görüp, günleri geceye çevirmeden yaşayabilmeyi kaç kişi başarabiliyor? Kalbini açık arttırmaya koyup daha fazlasını vaat edene saklamak.. Doğru bulanlar olabilir ama mesela ben kalbimin değerini biliyorum. Sevmese bile sevilmeyen onu sevmekten vazgeçmem, vazgeçemem.

Geceleri kapısında uyumayı bile göze almak, bütün insanları karşına almak, din, dil, ırk saymadan sevmek.. İş ilk önce kendini sevmekte ve sevilmeye layık görmekte. Ben sevgideki istikrarın insanı mutluluğa götürdüğünden eminim. Şunu da biliyorum inatlarla, hırslarla duyguları karıştırmamak gerekiyor. Bazı şeyler yürümediğinde soğukkanlılıkla geleni olduğu gibi kabul etmek lazım. O güne kadar da akışına bırakmayı kabul etmiyorum. Bütün suları istediğim yöne çevirebilirim. Sevmek öğrenilen bir şey. Sevdanın usta işçisi olmalı insan. O zaman sevilmemek de önemli değil.. Dersin ki.. ‘Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa..’ [Aşık Veysel] Sevda yürekten sökülemez, dünyanın bana göre tek karşılıksız eylemi. İşini yaparsın, karşılığını alamayınca ayrılabilirsin. Arkadaşın kazık atarsa onu silip atabilirsin. Yaşadığın şehir senin için bitmişse başka bir şehre taşınabilirsin. Kıyafetlerinin, bilgisayarının, telefonunun yerine yenilerini alabilirsin. Bütün her şeyi beğenmeyince değiştirebilirsin. Oysa sevmekten asla kurtulamazsın. Ancak ve ancak o senden vazgeçer. Karşılığı olmasa bile sevmekten alıkoyamıyor insan kendini. Bana öyle geliyor ki annenin babanın çocuklarına olan karşılıksız sevgisini arıyor herkes. Her erkeğin kadınlarda annesini, her kadının da erkeklerde babasını aramasının sebebi bu olsa gerek. Oysa en önemli şey kendin gibi bakmamak karşındakine. O senin gibi düşünmeyebilir, senin gösterdiğin gibi sevgisini göstermeyebilir. Kimse sen gibi değil, olmak zorunda da değil. Senin durduğun yerden hayata bakmıyor olabilir. Severken alınganlıklarımızı, kaprislerimizi, paranoyalarımızı bir kenara bırakmalıyız. Sen bana bir adım at ben sana on adım gelirim, dememeli. Bir kere yenilsek bir daha, üstüne bir daha yenilmeyi göze alabilmeliyiz [Samuel Beckett]. Karşıma hep arıza insanlar çıkıyor, diye hayıflanmamalı çünkü onları seçen biziz. Bir ilişkiye başlamaktan ne kadar sorumluysak, bitişinden de o kadar sorumluyuz. Tercihlerimizin sonuçlarına katlanarak yaşamayı başarırsak işte o zaman gerçekten özgür oluruz.

Bütün aşk şarkılarında indiğimiz derinliğimizde birine daha yer açarak yaşamayı becerebiliriz. O yeri biri kırıp dökse bile sahip olduğumuz güçle yeniden onarabiliriz. Dünyada sevmekten alıkoyacak kadar adi, şerefsiz insan yok, olmamalı. Ben şahsen kimseye o kadar anlam yüklemiyorum. 1 Ekim benim doğum günüm. Bu yaşa gelene kadar onlarca kırık aşk hikâyesi bırakmış olabilirim ardımda. Buna rağmen sevmekten hiç vazgeçmedim ve korkmuyorum sevdadan. Belki terk edilirsem ölmeyi bile isteyebilirim ama öğrendiğim bir şey var; bu acılar öldürmüyor. Öldürmeyen acı güçlendiriyor. Benim sevdam engin bir deniz. Hepinizin suları var. Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın; sığda kalmayın, derinlerde yüzün. İçinizdeki sevdayı bir kenarından kurtaracak bir can mutlaka çıkacak karşınıza..

Kendimde seni Haklı çıkarmayı becerdim ama Hayatı asla..

Zaman durdu, bir tariH yüzünden. Durup küstüm. Günlerce ağladım. Dedim, neden? Cevap bende değildi.

Kendimde seni Haklı çıkarmayı becerdim ama Hayatı asla..

Sen konuşuyorsun, kimi zaman durmadan. Dilimin ucuna geliyor Her şey. Gözlerinden girip kaybolmanın ucuz şiirlerde sıradan 1 cümle olduğunu zannediyordum. Sevdiğim gözler beni gördükçe içimde sessizliğim durup yaşanacak 1 yer oluyor. Kendime bakıyorum ve Hatta büyütüyor da olabilirim pek çok şeyi. Beni bırakıp giderken sen, 1 daHa gelmeyecek olman iHtimali beni kudurtuyor. Kızabilirim de kendime.. Küfür de etsem yeridir Hani. Hem deli gibi anlatmak Hem de içimde saklamak istiyorum. Gelmezsen çünkü utancımdan ölebilirim. Ne utancı ki bu?! Sevdiğim için utanmadan yaşayabilen 1iyken ben şimdi bu korkunun içimde büyümesine engel olamıyorum.

Seni ne kadar çok özlemişim, hem de ne biçim özlemişim. Sana söyleyemediklerim var: Sadece benle olmanı sağlayamıyorum ya bu beni çok Hüzünlendiriyor. Bunu sana söylemem de mümkün değil. Söylersem prangalar takmak istediğimi düşünmenden korkuyorum.

Benim koynumda uyumanı istiyorum.

Kıraç - Arabesk Günler

Ağladım günlerce
Sordum gecelerce
Sandım bir bilmece
Bittim gidince

Ne arabesk günler geceler yaşadım
Resmine bakıp bakıp ağladım

Sen hainsin sen
Sen kalpsizsin sen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Yanacaksın bilsen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Ah ettim bilsen, ah sen..

Ne arabesk günler geceler yaşadım
Resmine bakıp bakıp ağladım

Sen hainsin sen
Sen kalpsizsin sen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Yanacaksın bilsen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Ah ettim bilsen, ah sen..

SÖZLER ZAMANLA ESKİR Mİ?


Hangi ara alıştım ki sana, yokluğun bilinçsiz ağrılar Halinde saplanıyor Her yerime?! Aklımın limitsiz tüm kredilerini tükettim. İsyan ettiğimde manasız kalıyor karşında. Kim bilir [sen bilirsin 1 tek] belki benden de beter çekiyorsun bu engin Hasreti ama ben sana söyleyemezsem kime anlatabilirim ki içimdekileri..

Sesini duyduğumda, fotoğraflarına baktığımda ezilen yanımı çekip koparmak istiyorum. Seni düşünmemeye çalışmak demek kendimi de düşünmemek demek. Ben de artık kendimden çıkıp, sadece bir kalıp Halinde yaşamaya çalışıyorum ve beceriyorum da.. Bu kıyımda zaman eriyip gidiyor. Aksini düşünemem bile; senden başkasını istemiyorum.

Önce söylediğini sonra sürdürmezsen Hiçbir şey yapamam. Acı çekmemeyi ya da çekmez gibi göstermeyi Hatta yaşamayı öğrendim. Bütün bu yorgunluklarım da özlemimden.. Önce soru işaretleri ardından nasıl yaniler, sonra olmamalılar, peşi sıra kabullenemeyişim ve en sonunda da Her şey senin istediğin gibi olsunlar..

Sen güzel olan, iyi olan bu aşkta.. Küfrediyorum açıklarda, gözlerimin dolmaması için gerçek bir mücadele veriyorum aralarda.

Benim kendimle ya da senle zorum yok.. Bendeki sevdanın karşılığı sende yoksa ya da kalmazsa bir gün ona da tamam ama bu zamana biri, bir şey yapsın. İçinde sen olmayan Her şeyi daha az seviyorum. Beklemeyi de sevmiyorum. Yaşlanmayı da sevmiyorum. Bomboş bir eve girmeyi de sevmiyorum [bu bile yaşlanmaya başladığımı gösteriyor]. Her şeyin içinde en çok seni seviyorum, hatta kendime yakın desem yeridir.

Erken bir doğum günü kutlaması yapacağım.

1 Ekim’de sadece senle olacağım.

Güzel Bir Çift Göz Yüzünden Efkara Düşüldü

Güzel Bir Çift Göz Yüzünden Efkara Düşüldü

Ne yana baksam içime işleyen bıçaklar var. Bu koridorlarda yürümek çok zor ve zoruma gidiyor olmadığın günlerin gölgesi altında kalmak..

Kapattım pencerelerimi diyeceğim ama içeriye tıksam da kendimi yaşanıyor. Özlenen sensin.. Bu da güzel ama özlemek bitsin artık..

Bu sancılar içimde Hayat kanallarımı tıkayacak diye korkuyorum. Ne Haldesin, kimlesin? Sana iyi bakıyorlar mı oralarda? Küserim seni inciten günlere, gecelere..

Bir gelsen, bir dönsen toprağına, denizine..

Eksik Bir Şey / Ezginin Günlüğü

Eksik bir şey mi var hayatımda 
Gözlerim neden sık sık dalıyor 
Eksik bir şey mi var hayatımda 
Gökyüzü bazen ciğerime doluyor  
Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam 
Atsan atılmaz, satsan satamam 
Eksik bir şey mi var, anlayamam 
Bak çayım sigaram, her şeyim tamam  
Kalksam duraktan dolmuş gibi 
Arka koltukta unutulmuş gibi 
Terliklerimle, gelsem sana 
Sonunda aşkı bulmuş gibi 
 
Engin bir şey var..

Ben Senin Bütün Talihsizliklerini Yok Etmeye Geldim

Ben Senin Bütün TaliHsizliklerini Yok Etmeye Geldim.

Benim derinliğimde dindiremediğim tuHaf çalkantılar oluyor. Hani sana Hak versem, kendime verdiğim Hakları koyacak yer bulamıyorum. Anlamıyorum ben. Evet, gerçekten anlamıyorum; karar verip de beklemenin gerekçelerini..

Ömrümce istediklerimi yapma peşinde koştum. İşin bana düşen kısmında ne bir eksiklik ne vazgeçme payı bıraktım. Engin sevgilim, özlüyorum seni. Her geçen gün daHa fazla.. Kimi an soluğum kesiliyor. Konsantre bir şeyler ekliyorum zaman aralarında Hayatıma. Seni gücendirecek Hiçbir şey yapmadan yaşamayı becerebiliyorum. Başımı yaptığım işe gömüp ne tariHe ne saate bakıyorum. Aksi takdirde saniyelerin Her biri ok olur yoksa..

Sana sevdamın sınanmasına gerek yok artık. Kocaman bir kadın olarak payıma düşen yalnızlığı senin gelişinle reddettim. Asi başımı biraz indirdim. Sevdana ellerim başında teslim oldum. Sevincim bu Hande’nin parçası olmandandır.

Kim ne derse desin Hatta kimi zaman sen bile neye inanırsan inan, ben biliyorum. Gelişinde seni karşılayacak gülümsemelerim, sevdam, yüreğim, aklım ne varsa seni bekliyor; sana Hazır olacak. Sakın şaşırma. Ben Senin Bütün TaliHsizliklerini Yok Etmeye Geldim. Seni içimin bütün gücüyle ayakta tutacağım. Hayatımda ilk defa gelecek günler için söz veriyorum; ömrüm yettiğince senin olacağım. Tut ki bir gün vazgeçersen şayet benden, yüzümde asla soru işaretleri görmeyeceksin ve saklayacağım gözyaşlarımı senden. Senin gidişin matemdir, kayıptır, yenilgidir ve bil ki ölümdür.

Asla unutma, yıkılma, yenilme ve vazgeçme. Senin seven bir kadın var burada; Ömrünü, emeğini, yastığını, gününü, geleceğini, Hayatını paylaşmaya Hazır. O kadın ki onur duyacak seni çoğalttığı, çoğaltabileceği Her gün.. Bu bekletmek öldürmeden gel. Senden başka bir şey istemiyorum. İstemiyorum çünkü verdiğin Her şey zaten yeterli ve özel.

SES


SES

Yıllar önce biri demişti, çok değerli saydığım.

"Anladın işte," demiştim.

"Anladım elbette ama duymak ister insan."

Bütün güvensizliklerimiz, kırılganlıklarımızın artması ya da yok olmamaları duymak isteyip de duyamadıklarımız ya da artık duyamamamız yüzünden değil midir?!

Kendi içimizde yerleştiremediğimiz yap-boz parçalarımızın engin bir boşlukta dağılmasından ve toparlayamamanın getirdiği o telaştan dolayı taşıyor sözcüklerim. Bu nasıl bir özlemektir. Sen giderken bu şeHirden, nasıl ağlamak istedim. Belki ağladım da.. Bilemezsin sen. İçimde, dışımda, aklımda, her yerimde, bu şehirdeki bütün kalelerimde bırakıp gittin gölgeni. BeyHude dolanıp durmak senin olmadığın bir şeHirde..

Bekliyorum. Beklemenin en insafsız şey olduğunu düşünerek Hem de.. Kırılıyorum senden uzakta kalakaldığım Her gün. Gelmeyişin ya da arada sırada gelişin dolduramaz beni, döndüremez Hayatımı sürekli senle yaşanan bir ömre.

Gel sevgilim. Bu beklemek beni bozmadan, yüreğimi kanatmadan. İzlerini takip etmekten Hüzünlü bir şeylere dönüştü benliğim.

“Kimbilir?” demeye başladım. Ağlamak istiyorum. Ağlarken gözlerimi açtığımda seni görsem ya karşımda!

“Bitti bu Hasret, geldim sana,” desen..

Bir SES versen de değişse bu Hoyrat günlerin keskin bıçağı..

3 Şubat 2009 Salı

İSTANBUL

aşk

İSTANBUL

SabaHın 06.30’unda insanın aklı Hangi kapıların açılmasına izin veriyor ki ne yana dönsem “Uyuma!” diyen sesi duyuyorum. Eline alınyazısını sürmüş, savruk bir yolcu edasıyla engin denize karşı sevmeyi, sevileni, seveni düşünüyorum.

İstanbul’dan vazgeçmesin diye maddeleri dizmeye karar verdim, bu dünyalar güzeli şeHrimin buna iHtiyacı olmadığını bilerek üstelik.

Beni bunu yapmaya iten sebep İstanbul’umun üstüne kapkara bir şeyler çöküyor. Elimin tersiyle itip, silkelemek istiyorum.

Artık kentimin sokaklarında yürüyemiyorum. Her an taciz edilmeye açık Hedefler Halinde dolanıyoruz. Sadece geceleri değil, gün içinde de Hırsızlar cirit atıyor. Pek çok semtimiz bu şeHrin olmayan insanlarıyla dolup taşıyor.

İstanbullu olmak nedir? Kent yaşamına ayak uydurabilen Herkes bir arada yaşayabilir. Oysa kendini gelişerek değişmeye kapamış insanlar arasında yaşarken korkuyorum. Sokaklarda yürürken adımlarım Hep olması gerekenden daHa Hızlı. DaHa çok kapanıyoruz evlerimize.

Sevgilim bu şeHri turistik bir şeHir olarak görürken, onun görüşünü engelleyen bu kaHpe karanlığı aydınlığa çeviremiyorum.

Bu boğaz, rakı+balık, martı+vapur, simit+çay, adalar, camiler, kiliseler, Beyoğlu, Çengelköy, Kanlıca, Bağdat Caddesi, FenerbaHçe, Rumeli+Anadolu, Galata, Kız Kulesi, Topkapı Sarayı, Ayasofya, .., .., .., .., .., .. İstanbul’da.

“Tamam, bir tanem, gidelim bu şeHirden,” diyorum. Diyorum ya kanıma dokunuyor. Canıma tak etti.

“Lütfen dostlarım, arkadaşlarım!..

Evlenin. Çocuk yapın. Çoğalalım.

İstanbul’umuzu geri alalım.”

EN ÇOK ŞEYTANI OYNARKEN AZİZ GİBİ GÖR









Yazmazsam eksilirim. Birikenleri akıtmam gerekiyor. ZeHirlenirim yoksa.. İçimdeki aşkın sivri yanlarını ancak bu şekilde yontabilirim. Yontunca kanatmam o zaman kimseyi.

Özlem kelimesi bir süredir kafamın içinde ciritler atıyor, en Hassas yerlerine beynimin. Beyin kanamasına sebep oluyor özlemim. Kimi zaman üzerimden sıyırıp çıkarmak istiyorum. İşte o zamanlar telefon, internet, fotoğraflar; Her şey vız geliyor bana. Küsmeye kalkışacak kadar insafsız bulabiliyorum kendimi.

Seçim sonuçlarına da canım fena Halde sıkılıyor. Bu sıkıntım geçmiyor. Bunu da yazmak istiyorum ama sözcükler bana tuzak kurabilir, biliyorum; ürküyorum.

Sessiz kalsam ya bir köşeye çekilip, kimsenin bilmediği bir güçle kimsenin beni in

citemeyeceği bir yer bulabilsem.

Bir sürü şey oluyor Her gün. Kimi beni ilgilendiriyor, ilgilendirmeyenlerle de ilgileniyorum. Sıkıldığım yanlarımdan biri de bu sanırım. “Sana ne?!” Yapamıyorum. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, diyerek yaşayamıyorum.

Kendi istediğim Hale getirmek de Haksızlık, bunu da biliyorum. Kötülük zırHımı bürünüp dolaşayım, diyorum. Kimse kötü değil aslında. Sadece zarar görmek istemiyoruz. Oysa ben savunma

mekanizmalarının Hayatı güçleştirdiğini biliyorum. Bu özlemle beraber savunma mekanizmalarımı da engin bir boşluğa gömüp aşkımı yaşamaya dalıyorum. En iyisi bu..

İnsan bu kadar güçlüyken daHa fazla saldırıya uğruyor. Küçük köpeklerin büyük köpeklere sataştığı gibi.. Ben’e Hayran kalırlarken o Ben’in ödediği bedelleri görmüyor insanlar çünkü sunulan sadece sonuçlar. Bugünkü Ben olmanın bedellerini ödedim. Artık benim de mutluluğumu yaşamamın, bu mutluluğu sürdürmemin zamanı.

Ne olduğumu iyi belirledim. Sevgimi de, sevgilimi de seviyorum. Bu özlemin de bir gün yorulacağından eminim.

Şeytana gelince, unutmamak lazım, o da bir melek. Her şeyin ötesinde aziz[e] çünkü kendini ortaya koydu. Belki onaylanmayan bir şeyler yapmış olabilir ama kendin olabilmenin zevki neyde var?! Hem şeytanım Hem melek, demek yerine Hem şeytanım Hem aziz[e], demek taraftarıyım.

"Sapkın eski niyetler bile kutsal kitaptan çalınırken ben en çok şeytanı oynarken aziz gibi görünürüm."

KEŞKE SEN DE BODRUM’DA OLSAYDIN!




Ey sen şeHir çocuğu!

Elinden tutup seni de Bodrum’a götürmek istiyorum. Gel, hadi!

Bodrum’un bir parçası oldum. Hani Gümbet elimde büyüdü, desem yeridir. Bir köşesine serilsem, öbür köşesine de uzanıp dokunasım geliyor. Böyle serilmişken bu sevdiğim yerde sen de uzansan ya yanı başıma. Yıldızlı göklerden bir yol bulup usulca aksam gözlerinden girerek içine..

Eski Türk filmlerine benzemeye başladım. Bir arkadaşım kaHkaHalara boğdu beni. “E sen film gibi kızsın, bir de Türksün. En Türk filmi sensin,” dedi.

Bodrum için onlarca insan onlarca satırlar yazdı, şarkılar yaptı, aşklarını beşik gibi salladı içinde, vesaire vesaire. Çocukluğumdan beri bedenim, ruHum ve aklım için en şaHane iki yerden biridir bu güzelim yer. Hatta İstanbul’u özlemediğim tek yerdir, en azından özlemimi görmezden gelmemi sağlar. Hani doğuştan Fenerli derler ya ben de sanki doğuştan Bodrumluyum. Aşağı yukarı 22 yıldır benim için efsaneleşmiş bir yerdir.

Daracık sokaklarında sevgilinin elinden tutup yürümenin zevkini değişmezsiniz Hiç bir şeye çünkü sanki kalpleriniz birbirine daHa yakınlaşır. Ben Bodrum’da Hiç aşk yaşamadım. Kalbim oradayken sadece özlemle doluyor.

SabaH 5’te yola çıkacağız ve sen yanımda yoksun ya eksik gidiyorum Bodrum’a. Çektiğim Hasreti, engin denizle paylaşacağım orada. Akşamüstü serilip güzel baHçeme; senin için, sevdam için cümleler dizeceğim peşpeşe.

Sevgili Tuanam, bir önceki yazısında Hayallerden baHsetti. Ben de onunla Hem fikirim bu konuda. Sen bana Hayallerimi getirdin yeniden. Hayatı severken sen de parçası oldun günlerimin, gecelerimin.

Bodrum batıyor kalbime..

Nedir bu olağanüstü yerin inceliği? O sivri yeri nedir ki insana kendini batırır ve artık Bodrum diye kanamaya başlarsın? Tam Gümbet ile Bodrum’un arasındaki o tepede dururken Hani bir yana baksam öbür yan kıskanır gibi bir duyguya kapılırsın. Mazı Köyü’nde denize çakılmış gibi duran ufacık adaya baktığında doğanın mucizelerine Hayret edersin. Orada, ömrün denk gelmişse Zeki Müren’i tanımışsındır; birkaç fotoğrafın da vardır beraber; onun kariyer çizgisine, kişiliğine Hayran kalmışsındır. Çöken iskelede denize düşen sarHoş sosyetuslara gülersin kaHkaHalarla. Yerli Halkının kızgınlığını anlarsın. Bir zamanlar deniz kenarları değerli olmadığı için miras bırakılan kız kardeşlere açılan davalara Hayretle ve gülümseyerek ilgi duyarsın. Halikarnas Balıkçısı’nın bu muHteşem yer için yazdıklarına katılırsın. Gümüşlük’te akşamüstü rakı-balık masasına oturup dostlarla keyif yaparsın.

AH be bir tanem, sen de ol Bodrum’da. Beraber içip, aşkı ta orta yerinde yaşayıp gözlerinin içine bakmak lazım.. Bodrum sensiz eksik. Sen olmazsan bütün bu Hayat eksik yaşanır zaten. [Sana söz verdim, yolda emniyet kemerimi takacağım.]

“Sanma ki senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını Hep Bodrum’da bırakıp gittiler.”

Kimse görmez belki ama ben senle beraber gidiyorum Bodrum’a. Aklın şaşarsa bu günlerde bil ki Bodrum’da benle olduğun içindir.

Dost Bildiklerim Çıkarsa Yalan!

Yazmak isterken önlenemez bir arzuyla, kesinlikle burkacak bir şeyler yazmak istemiyorum ama gecenin bu saatinde aklıma gelen ilk kelime ‘veda’ oldu. Benim içim burkuldu ve biliyorum ki pek çok insan burkularak, ağlayarak sonlandırdı bu geceyi: ‘Barış Akarsu’.. [Huzurla uyu!]
Barış'ın ölümüne gözlerim dolarken benim içimde bu Hafta biri daHa öldü. Ona çok şey yüklemişim, varsın benim Hatam da bu olsun. Onun ölüm sebebi ise yalanlar..
Aklıma kaybettiğim insanlar geliyor. Ben içlerinde en çok babamı özlüyorum. Kimi zaman onu masal kaHramanı gibi devleştirdiğimi de biliyorum..
İlk defa babamın cenazesinde dikkatimi çekmişti. İnsan birini kaybettiğinde en çok neye ağlar? Benim yaklaşık 17 yıldır fark edip Hatta kendimce de defalarca ispatladığım bir şey var: İnsan en çok kendine, kendi için ağlıyor. Bir de anlamsız yarışlar var, belki sadece bana öyle geliyordur:
—Onu en çok ben sevdim.
—O en çok beni sevdi.
—En yakını bendim.
—Siz bilmezsiniz, ben bilirim onu..
Vs.. vs..
Ne önemi var ki bütün bunların?! Yaşarken nerene koyup saklarsın sevdiğini? Sakınarak sevmeyi becerebilir misin? Kendimi önemsiyorum bu noktada; biliyorum, güzel seviyorum. İçimde sıcacık tutuyorum sevdiklerimi. Onlar üşürse, benim arka baHçeme kar yağar.
Sevgilim dünyanın en güzel gözlerine saHip. Dünyanın en güzel gözleri bana bakıyor. Ona göre gel bir de gözlerimi bana sor, diyor ama bilmiyor ki sadece o gözlerinden bile içine girip akmak, onun enginliğinde arınmak yaşamak borcum benim. Ölürse dünyadaki cennetim soğuyacak, ben de donacağım.
Ey dostlar, ey dost bilinenler!
Gözlerinizi yummayın. Gerçekleri bütün açıklığıyla göresiniz diye demiyorum. Yalan da olsa mutluluk kişiye özel ve biri mutluysa dünya biraz daha güzel bir yer. Oysa aslında yalanlara ne gerek var, değil mi? Evet, kimi zaman gerçekleri olanca çıplaklığıyla sergilemeye gerek yok. Yok ama inciteceğini bile bile karşındakinin içine girip, onu hedef tahtası sayıp, 12den bıçaklarını saplamanın ne alemi var?! Seviliyorsan sevildiğince daha güzelsin. Kendine savaş boyaları sürüp neden çirkinleştirir ki insan kendini? Zaten olduğun gibi sevilmişsin. Dönüp gecenin en ahlaksız kelimesine takılıyorum: Yalan!
Bana yalanlar söyleme çünkü seni sevmeye devam etmek istiyorum.
Sana kıyamazken içime girip soktuğun bıçakları, bir gün kendimden çıkarıp sana sapladığımda suçlamaya utanmayacak mısın beni?
Bu gece bir sürü yüreklerden bir cenaze kalktı. Sevgili Barış, sen giderken aklıma yaşarken ölenler geldi. Dost saydığım birinin cesedini gömdüm ben de bu gece.. Yoksa Her yer kokacaktı çünkü aslında uzun süre önce ölmüştü. Sevgilerime sadakatimden kabullenmek istemedim. Ölüm işte.. Öldü mü ölünüyor.
Herkese benimki gibi bir sevda diliyorum. O olmasa katlanmak çok zor olacaktı bütün bu yaşananlara..
Sevgilime daha çok sığınıyorum o güzel, engin gözlerinden girip.. Onun varlığı bu anlamsızlıkları kolaylaştırıyor. Gülüşümde aksini gördükçe içime düşen ateşler Hayatı parlatıyor. Aileme dört elle sarılıyorum ve biliyorum ki aslında ben, dünyanın en mutlu kadınıyım. Varsın kimi dost sayılanlar yaşarken ölsün. Belki bencillik biliyorum ama kalan sağlar bizimdir. Yaşadıkça sevmek lazım, sevdikçe kırmadan ve kırılmadan orta bir yol bulmak gerekiyor. Eğer ki kırdıysam birilerini kurmadan kırmışımdır ve delice pişmanımdır. Kırıklarımı bu gece denize döktüm. İnsanlarla barışmaya Hazırım. Tüm kalleşliğine rağmen seviyorum Hayatı çünkü kalleşliğinden çok sevda yüklü günlerinin gecelerinin varlığını da biliyorum. Sevdiklerimi kaybetmekten delirircesine korkuyorum. Sevdiklerimize ilişelim ve büyüyelim belki bir çıkar yol buluruz. Hayatla uzlaşmanın yolunu şimdilik buldum ben. Ne kadar sürer bilmiyorum ama mutluyum.
Aklıma bir söz geldi:
“Eğer bir tebessümün yoksa sana benimkilerden birini verebilirim.”

05.07.2007

hy

ENGİNE AÇILMAK


Kendimi biliyorum. Hissettiklerimin keskinliği ile dünyayı ikiye bölebilirim.
Kendimi de seni de biliyorum. Yaşadıklarımızın gerçekliği içinde büyüyoruz.
Bunca yıldan sonra geldiysen, ben istediğin her şeyi keyifle ve onurla yaparım. Sadece senin için değil elbette; kendim için de..
Sevda uğruna ne yaparsınız? Neyi nereye kadar?
Yaptıklarınız için karşılık bekliyor musunuz? Beklentiler mutluluğu azaltıyor sadece. Başa çıkamıyorsanız, bu kadar da meraklısı olmayın kırgınlıkların.
Aşk, tıpkı oyunlarda toplanan bonuslar gibidir. Bu süreci iyi kullanmak gerekiyor. Bonusun koruma süresi bittiğinde sizi bütün o süre boyunca beraber kurduklarımız ayakta tutuyor. Beraber devam ettikçe de yolunuza daha çok bonuslar çıkıyor.

Bir sevda denizinde boyunuzu geçtiğinizde kalbinize kramplar girdiğinde ürkersiniz. Ben de ürktüğüm dönemlerdeyim. Kendi karamdan uzaklaştıkça boğulma riskim artıyor. Bu tahterevallide diğer yanda sen oturuyorsun. Seni gördükçe karşımda, bütün endişelerim yok oluyor. Hatta seviniyorum.
Yüreğimin bu kadar engin olduğunu görünce tarifsiz mutluluk yaşıyorum.
Bu dünyaya tekrar gelmek istememin tek sebebi sen oluyorsun; içmemin, yazmamın, İstanbul’u yeniden sevmemin ve toprağa kök salıp çoğalmanın..
Kimsenin karışmayacağı ve karıştıramayacağı kadar uzakta ve aynı zamanda kimseye olamayacak kadar sana yakın bir yerlerde yaşamaktayım. İnsanlar öfkelerinin tuzaklarına düşerlerken ve “ya sabır” çekerlerken, ben senden ayrı günleri yok saymakla geçiriyorum zamanı. Gerçekleri sen yüzüme vurunca acımıyor. Senden yana esince en şiddetli fırtına bile yüzüme sevimli bir telaş bırakıyor en fazla.
Korkmadan açılabiliyorum, bırak bunca insanın hınca hınç meydanlarını, kendi içimde..
En engin ve kutsal yer benim içimde çünkü.
Kanımdan olmayıp da en sevdiğim sensin.. Canımdansın..
Senden uzakta yaşamak ve ölmek en büyük günahtır benim için.
21.06.2007

2 Şubat 2009 Pazartesi

İYİ Kİ DOĞDUN SEVDİĞİM!


Burada durmuş gecenin geç saatinde seni düşünüyorum. Dünyada seninle birlikte doğan milyarlarca insanı.. Onca insanın içinde nasıl olur da bir tek sen bu kadar özel ve özellikli olabiliyorsun! Biraz hayretle ve dehşetle bu noktada asılıp kalıyorum. Sana sevgimin en çok askıları olsun istiyorum çünkü ayaklarının dibine düşüp kaybolmak istemiyorum.

İçimde, akıp giden kanallarda dolanıp duruyorum. Neresinde adını görsem başımı eğip geçiyorum. Karşına çıktığımda başımın hep yukarıda olması da aynı sebepten.. Hani bir an için bile olsa aşkımı bende görecek olsan sanki bütün labirentlerim tıkanacak ve ömrümce çıkış yolumu bulamayacağım gibi geliyor.

Senin doğum günün.. İyi ki doğdun. Sen yaşadıkça aşkın da bende yaşıyor.

Şairlerim anlatıyor gecenin sessizliğinde. Herkes uyuyor. Onlar ve ben uyumuyoruz. Biri ‘Hasretinden prangalar eskittim,’ diye fısıldıyor; diğeri ‘Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyor,’ diyor. Ben en çok Turgut Uyar, diye üsteliyorum. O, sessizliği seçiyor. Biliyorum birazdan o da konuşmaya başlar gecenin kör karanlığında ve benim sana olan aşkımın karşısında.

Herkes mi tanır, bilir seni bu şehirde?! Neden onlara bu kadar sözcük verdin ki kendinden. Sen orada ağlıyorsun, ben burada. Yıllardır gölgen gibi takipteyim seni. Beni gördüğünde birdenbire içini açman bu yüzdendi.

Bütün kadınların kaybettiği hatta kaybettiğini sandığı acıklı bir yanları vardır. Sanki sihirli bir dokunuşuyla ya da sadece bakışıyla yahut sıcacık gülümseyişiyle hayatlarına giriverecek erkekte bulabileceklerine inandıkları bir eksiklik.. O erkeğe gelene kadar kendini oyalıyor kadınlar ve oyalandıkları süreler boyunca ağlıyor, karşısındaki kişiye sığınabilmek için yalvarırcasına dileniyorlar. Bütün erkekler bu kadınlara önce koşarken sonra şiddetle kaçıyor.

Ben ne yaptım peki bunca sene?! Başkalarına da söyledim belki sevda sözcüklerimi hem de kendimi bile inandırarak. Sen hep bir yanda saklı duruveriyordun. Ben de acizliğimi hissediyordum sanki beni asla sevebileceğine inanmadan yaşıyordum. Karşında otururken ezilip büzüldüm içimde, senin bunu görmeyeceğini umarak.

Gecenin bir vakti Ahmet Altan çıkıverdi karşıma, sevmekte cesur olup olmadığımı vurdu yüzüme yazılarıyla. Ben cevabı biliyorum. Evet, pek çok erkeğin hayallerindeki kadın oldum sana gelene kadar. Bunun sebebi, senin karşında alabileceğim yenilgiye karşılık bir savunma mekanizması oluşturmak mıydı? Yoksa ben gerçekten içimdeki o vahşi egomla beraber mi yaşıyorum?

Bu bendeki aşkla onlarca yıl yaşarım ama sen kendini orada eskitirken ben burada ne kadar tazeliğimi koruyabilirim, bilmiyorum. Sen gelmeden teğet geçersen, ben belki başka gülüşlerde yine kendime tuzaklar kurabilirim. Zannedilenin aksine tek başıma ortalarda durabilecek kadar cesaretim kalmadığını da biliyorum. Bak işte yaşlanıyorsun. İçimden akıp gelen şu sevda sözcüklerimi duysan ya, ne olur!

Şarkılar güzelse hâlâ, sen de o şarkılardaki yazıysan, ben seni alıp kendi sözcüklerimle çevirmek istiyorum hayata. Sen ve ben..

Kalabalığın içinde korunmak için saklandım senin içine. Aşkın insanı yerden yere vurduğu kadar herkesten koruduğunu da biliyorum. Varsın senden önce de yaşanmış olsun ama ne önemi var ki bütün bunların! Bütün gecelerde karşımda öylece duruveriyorsun. Kendimi kandırmakta ustayım belki de ama olsun ben, senin beni beklediğini biliyorum. İçki şişelerinden, öfkelerinden, acılarından geçip yanıma akıvereceğine inanıyorum.

Vahşi bir tadı da var seni sevmenin.. Bu kadar kavgacı, arsız, içindeki çocuğu kaybetmiş bir adam olmana rağmen bendeki bahçenin seni bahara çevireceğinden eminim. İyi ki doğdun be sevdiğim. Sen doğmamış olsan benim sözcüklerim eksik kalacaktı. Sen benim özümün sözcüklerisin. Sana mecburum bu hayatta, bir martı kanadında, notalarının aralığında.. Sensiz yaşamakta güçlük çekiyorum. Bu aşk yaşarsa bir tek sende, bir tek seninle yaşar.

Yıldızlarla anlaşma yaptım, doğum gününde gökyüzüne bak ve üfle onları; içinden beni dileyerek, bana inanarak.. Hepsinin bir anda söneceğini göreceksin. Ömrünce her dilediğin gerçek olsun. İyi ki doğdun sevdiğim.

Ansızın Turgut Uyar konuşuveriyor:

'....

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım.

Bana dönesin diye bir bir kapattım.

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

....'

İLAN-I AŞK EDİYORUM!


Aşk, biz olmak değildir. Aşk, iki kişinin ben olmasıdır. Ayrılık da biz olmak, sonra ben sen haline geri dönmek, birbirinin yanından gitmektir. Aşklar bunun için kısa sürer zaten. İki kişinin ben olmayı sürdürmesi zordur çünkü. Zor olduğu düşünülmeye başlandığında da kolay hiç bir yanı kalmamıştır artık. Hayata karşı mücadele verirken insan değişir ama ben olan iki kişi aynı değişimi gösteremez kolay kolay. Aşka kırbaçla yaklaşmak yerine, elini uzatmak daha uzlaşmacı bir yoldur. Aşka kollarını açmak, karşıdaki kişi o kolları kıracak bile olsa, açık olduğu sürece insan vücuduna kattığı mutluluk için çok önemlidir.

Sanki uzak bir yoldan gelmiş gibi, nefes nefese biraz. Yol da uzun sürmüş, zaten kırılmış kimi zamanlarda. İnsanın ancak başına geldiğinde inanası geliyor. Gördüğün an işte o, hep aradığım ve sonunda bulduğum, dersin. Bir tek onu görünce anlar insan bunu.

Aşk hakkında herkes konuşur, biliyorum. Her biri kendi payına düşeni anlatır. Büyük sevdalar var nesilden nesle aktarılan. Kimi zaman özenerek dinlenen bu sevda masalları gerçek olsa da olmasa da kendi masalını yazanlardan olmayı tercih ediyorum.

Özlediğim kişiyi uyurken bile özleyebilmeliyim. Şimdi bu kriteri alıp uygulayın demek doğru değil ama hiç uykunuzda özlediğiniz biri oldu mu hayatta ya da onu bir sonraki göreceğiniz güne kadar saatleri saydığınız? Bir de şu meşhur kelebekler var insanın midesinden uçup uçup hiç bir yere gitmeyen ama uçmaktan da hiç vazgeçmeyen. Bir gülüşle bir diğerine yanaştıran [Özdemir Asaf] bir şey bu aşk belası. Kimi zaman çıkarıp atası da gelir insanın üzerinden. Aşkın özünde özlem vardır, kavuşamama durumu [Âşık Veysel]. Bir de asla vazgeçmeyeceğini iddia eden bir yan. Ben seni sevdim, kime ne [Ümit Yaşar Oğuzcan] dedirten, insanı isyandan isyana sürükleyen bir şeyler daha var.

Bir gün o çıkıp geliverir. Belki o güne dek tarifini yapamadığınız çünkü tanımıyorsunuzdur, o kişiyi gördüğünüz an anladığınız efsane gibi bir his yaşanır. Birinden bahsetmek istiyorum, bir sürpriz gibi gelip hayatıma tüm saltanatıyla kurulan. Uzun zamandır düşümde saklı duruveren kişiyi karşımda görünce hiç titremedim çünkü biliyordum. Sanki on yıldır, hatta ömrümce hazırdım. Evet, kesinlikle hazırdım. İşte o an, “Hadi tut elimden nereye götürürsen götür,” diyen sesi bir tek ben duydum. Duymazsa hayata bile küseceğim kadar sevmeye hazırım. Karşınıza çıktığı an söylemek lazımdır fısıltı ile bile olsa, ben hep seni bekledim, diye. Sadece seni. Ben öncemde seni aldattım, affet, diye haykırmak gelir içimden. 14 Şubat sevgililer günü’nde verebileceğim benim için en kıymetli şey bu yazdıklarımdır. Beni her zaman ben yapan kendimi getirdim ve paylaşmaya hazırım sonuna kadar.

Hayatın karnavalıdır aşk. Maalesef ki yaşadığımız günlerde herkes yalnız ve istemedikleri, kabullenemedikleri bir durum olduğu için daha da zor geliyor bu. Herkesin dilinde artık ezbere alınmış cümleler var. Herkes birini istiyor yanında. Oysa ellerinin, gözlerinin, kulaklarının hatta akıllarının ne işlere yaradıklarını unutmuş durumdalar. Edith Piaf’ı düşünürüm sıkça. Genç sevgilisi onu terk ettiğinde peşinden geceliğiyle koşup herkesin içinde beni terk etme diye ağlamasının manşetlerde yer almasından sonra onu kınayan arkadaşına “Ben sevgilisinin peşinden gidip de onu döndürmek için ayaklarına kapanmayan Edith’in ……” deyişini.

Seviyorum işte, diye haykırırken, içimden de olsa şimdilik, sana sevgimin ‘ama’ları yok. Ben çok acayip severim, falan deyip yalın halime cilalar da atamam. Belki hoyrat bile seviyor olabilirim. Seni ve beni sevgimin içinde tüketirken aslında tek bir ben çıkar ortaya. Sen bana sanki unuttuğum sözcüklerimi getirdin. Hatta kimi zaman sadece kendimden duymaktan sıkıldığım cümleleri başkasından duyabilme lüksünü verdin. Yalnızlığı bir süre önce severek kabullenmiş olmama rağmen yalnız olmadığımı fark ettirdin. Sana neyimi versem azdır.

Seviyorken ve sevişiyorken insan kendini de seviyorsa o zaman mutlu oluyor. Hiç bir yanını yontmadan, karşısındakinin onu sevmesi için değişmeye gerek kalmadan yaşanan aşklara sevgililer ayında daha çok içmek lazım. İnanmak gerekiyor bu aşklara. Şu dünyadaki üçer milyar kadından yahut erkekten biri olmadığını hissetmek ve hissettirmek keyifli olan. Umudunu kaybetmiş kalabalığın içinde yalnız hissedenler, kesinlikle yalnız değilsiniz. Bir sevda bulutu geçer mi geçmez mi tepenizden bilemem ya da zaman veremem ama kesinlikle orada bu satırları okurken yalnız değilsiniz. Dinleyenlerdenim. Sadece dinlemeye, görmeye, düşünmeye kalmış olduğunuz yerden devam edin. Gerekiyorsa değişin. Gelişerek değişin. Severek büyüyün. Sevginin öğrenilen bir şey olduğunu da unutmayın ve asla ıskalamayın hayatı.

Sana da şunu demem gerekiyor: sen geldin ya, ilham perim de geldi; sensin o. Benim gerçeğim bu.

Seni Seviyorum.

EXTEN NEXT OLMAZ mı?


Ayrılığın izlerini temizlemek çok zor geliyor insana. Sanki bütün kâinat el birliği etmişçesine giden sevgilinin ardından ağıt yakılması için tuzaklar kuruyor. Günler bir şekilde akıp giderken evrenin koruyucu kalkanlarından biri olan unutmak denilen kutsal güç kaynağı çıkıyor ortaya. Yaşadıkça anlıyor insan, kimse unutulmaz değil. Bütün o şarkılar, şiirler, hediyeler, plânlar, o hayatın aşkı bir sabah uyanıldığında bakılıyor ki değersiz olmuş. Dünyanın en acı gerçeği gibi dank ediveriyor, o sevilen sevmiyor ve artık sevilmiyor. Gidişiyle hayatı siyah- beyaza çeviren sevgilinin ardından toprak ana sürpriz dokunuşuyla yeniden renklerini sürüyor günlere, gecelere. Giden sevgili asla unutulur olmayı istemiyor. Ne zaman geri dönse, o yıkıntılar içinde bıraktığı insanı bulmak istiyor orada, hâlâ sever halde. Oysa gidişler de eskiyor, sevdalar gibi.. Aklı baştan alıp götüren aşk, unutulmazlık tozlarına bulandığında verdiği acı ile birlikte kayboluyor. Bir gün bir yerde mutlaka unutuluyor.

Sevgili neden terk eder?

Onlarca cevap bulunabilir bu can sıkıcı soruya. Buhranlı bir dönem içine girmiş olabilir, çekip gidesi gelmiştir, belki anlatmak istemediği biriyle tanışmıştır vs. Sebep ne olursa olsun ortaya çıkan bir ayrılık acısı var olur birden bire. Kişi o zaman, kullanıldım ben, duygusuna kapılabilir. Gerçekte böyle bir şey mümkün değil. İlişkilerin mutlaka bir sonu vardır ve bu son hiç bir zaman adil gelmez insana. Fark edilip kabullenilmesi gereken şey şudur: Sevdiklerimizi ölene dek sevmek zorunda değiliz ya da seven kişi sevmekten vazgeçtiyse ve artık bir başkasını seviyorsa/ istiyorsa [ayrılık sebebi olmasa da sonradan mutlaka başka birini de sevecek] bu kimseyi daha kötü yapmaz ve/ veya sevilmeyi daha az hak ediyor durumuna sokmaz. İki kişi uyumlu oldukları sürece ilişkileri devam eder. Uyum bozulduğu an bütün ilişkiler çıkmaza girer ve ne kadar zorlamalar olsa da sona erer. Biten şeyleri sürdürmek olanaksızdır. Bu ayrılık acısıyla baş edebilmek içim yapılması gereken nedir? Esas soru da, sorun da budur. Dibe vurmak için kendini bırakmalı, içmeli, zırlamalı, yorulana kadar onu anlatmalı, fotoğraflarına bakıp kahrolmalı.. Dibe ne kadar hızlı çarpılırsa, çıkış o kadar çabuk ve sağlıklı oluyor. Unutulmaması gereken, bir gün sevmekten vazgeçildiğinde asla ihanet etmiş olunmuyor. Zaten kanayan yarayı iyice deşen düşünce de budur: “Sevmekten vazgeçersem, sözümden dönmüş olurum,” cümlesi gelip yerleşir. “Bak, ben hâlâ seni seviyorum,” diyerek matah bir şey yapıyormuşçasına ortaya serilir. Oysa en önemli şey ‘ben’dir. ‘Ben,’ olmazsa dünyanın hiç bir anlamı kalmaz.

Eyvah! Sevgilim beni geri istiyor.

Aradan zaman geçerken terk eden kişi birden çıkagelir, hatta hiç bir şey olmamışçasına. Orada duran, affedilmek için bekleyen belki de dünya üzerindeki en yabancı kişidir artık. Onun ise dönüp gelmesi için pek çok sebebi olabilir: Hatasının farkına varmıştır, yalnız kalmıştır, terk edilmiştir, kim olursa olsun birine ihtiyacı vardır. Kimileri eski sevgili ile yeniden birlikte olunabileceğini düşünürken kimileri de denenmişin denenmemesi gerektiğini iddia eder. Bazısı da intikam almak için tekrar birlikte olmayı kabul eder. Yaşanmış kötüler, başka kötülüklerle temizleniyor olsaydı evren tertemiz bir yer olurdu. Dönen sevgilinin kabul edilme sebebi asla intikam duyguları olmamalı. Bir kısım insanlar içinse bu gidiş gelişler alışkanlık yaratır. Küçük bir çocuğun sıkıldığı oyuncağını bir başkasının elinde gördükten sonra geri almak istemesi gibi, terk ettiği kişi tarafından artık umursanmıyor olduğunu hatta yerine bir başkasının geldiğini görenler de geri döner. Tekrar elde edip, rakibini ortadan kaldırdıktan sonra yine terk eder. En sevimsiz insanlar da bunlardır. Hayatına girdiği herkesin kayıtsız şartsız onlara ait olmalarını talep ederler. Bu grubun insanları da hiç bir zaman barışılmayacaklar listesindedir, üstelik listenin ilk sırasındadırlar. Bir başkası için ilişkisini bitirenlerse o uğruna çekip gittikleri kişi ile ilişkisini sürdüremeyince de geri döner. İkinci tercih olmayı kabullenenler için affetmekte bir sorun yok. Burada unutulmaması gereken, geri dönenin gelecek günlerde bir başkasını bulunca gideceğinin kesin olmasıdır. Tilki, dönüp dolaşır, kürkçü dükkânına döner, cümlesine sığınmak acizlikten başka bir şey değildir. Kimsenin içinden yarılıp da yeni biri çıkmıyor. Malzeme neyse o. Sevdiğini istediği kişiye dönüştürmeye çalışanların çabaları bugüne kadar hep başarısız olmuştur.

Aldım verdim, ben seni yendim!

Elbette ayrılıkların suçu hep terk edenlere yıkılamaz. Beklentisi karşılanmadığı için de bırakıp gitmiş olabilir ve ne yapmış olursanız olun sizi belki de hâlâ seviyordur. Terk ettiği için gerçekten pişmandır ama sizin de içinizden bambaşka birinin çıkacağına ya da değişebileceğinize garanti veremeyeceğiniz durumlar olabilir. Eğer sorunlar halledilebiliyorsa ne âlâ, o zaman yeniden başlamakta bir sakınca yok. Ayrılık gerçekten yıkıp paramparça edecek kudrete sahip, bu acının ne olduğunu sadece sevenler anlayabilir. Oturup ahkâm kesmek en kolayı. Bir de acı çekmekten hoşlanan insanlar var. Olmazı bile bile zorlayanlar.. Onlar için yapmaları gerekenler çok zor çünkü acıyı severler. Bir hamster gibi aynı daire içinde bıkmadan usanmadan koşup dururlar. Ne söylenirse söylensin yılan hikâyesine dönen ilişkileri isterler. Bitirmek mi zordur yoksa yeniden bir şeylere başlamak mı, bu bir bilinmez ama onlar gidip hep aynı duvara kafa atar.

Bu kadar yeni varken etrafta, eskiyi yenilemek mantıksız. Yeni bir yıl daha geldi. 31 Aralık gecesi eski camları gökyüzünde yıldız yapın, önünüzdeki yolu aydınlatsınlar sadece. Geriye dönüp yürümeye kalkışmayın; kalbinizdeki kırıklar ayaklarınızı kesmesin. Unutmayın ki hayattaki en önemli şey ‘ben’dir. Eskiden yeni olmaz, sadece yeniler eskir. Eskirken ilişkiler, eskiyen ‘ben’ olmasın.

Mutlu yıllar..

YAZ AŞKLARI BİTTİ KIŞ AŞKLARINA HAZIR MISINIZ?

Yaz aşkları hayatlarımızda efsanedir. Tatilde insanlar bütün sorumluluklarından uzakta kendilerine özgürce yaşayabilecekleri günler ayırır. Amaç bütün yılın yorgunluğunu atmak, gelecek yıla taptaze başlayabilmektir. Bahar herkesin içinde kıpırtılar başlatır. Tatilde güneş, deniz, eğlence dolu geceler yakınlaşmalar için idealler ortamları ve fırsatları beraberinde getirir. Bütün her şeyin olduğu gibi bu günler de çabuk geçer. Yaz aşkınızın yanından ayrıldığınızda kışın ne yapacaksınız? Telefon mu bekleyeceksiniz? Yoksa siz mi peşine düşeceksiniz? Düşünün kar kıyamet ve siz yollara düşmüşsünüz yaz aşkınızı, onun sıcaklığını arıyorsunuz. Bulma ihtimaliniz oldukça düşük gibi. Bütün yaz aşkları, kışın buz gibi soğukluğunda donacak diye bir şey yok elbet ama o şanslı az yüzde içinde olma ihtimalinizi düşününce yine de önlem almak en iyisi. Gerçi pek çok arkadaşınız yaz boyunca müthiş aşklar yaşamış ve sizinle aynı duruma düşmüş olabilir ama yine de hep birlikte geçirilen akşamlar hiç bir zaman bir sevgili ile geçiren bir tek akşamın bile yerine tutamaz.

Gerçi bu sene patik ve battaniye moda olsa hiç fena olmaz. Şöyle yumuşacık, tüylü, sarıldığında insanı yalnızlığından kurtaracak rengârenk, her zevke uygun battaniyeler olsa. Üzerlerine ‘yalnız değilsin’ veya ‘bu son yalnız kışın’ gibi sloganlar yazsalar. Bu battaniyelerle bir örnek patikler hazırlansa. Belki kesin çözüm değil ama en azından üşümeye engel olur. Üşümemek için sıcak su torbalarını da önerebilirim. Hatta hiç bir sevgili sizi bu sıcak su torbaları kadar ısıtamaz. İlla yalnız başıma kış geçirmek istemiyorum diyenler için durum biraz zahmet gerektiriyor. Yaz boyunca güneşten bronzlaştırdığınız tenlerinizin o muhteşem ışıl ışıl rengini solarium salonlarında korumaya alın. Saçlarınızı kesinlikle bakımdan geçirin. Bu senenin en trend ve tabii ki size en uygun olan parfümlerle mis gibi kokutun. Bırakın battaniyeleri bir kenara, bedeninize ve saçlarınıza en çok uyan kazaklarınızı ortaya çıkarın veya acil olarak alışveriş yapın. Herkes karşı cinste bir stil arar. Özellikle seçtiğiniz her şeyin size uygun olmasına dikkat edin. Yakışmadığı halde moda olan tarzları benimsemekten kesinlikle uzak durun.

Kim ne derse desin, özellikle son yıllarda kadınların kendileriyle bu kadar oynamasından sıkıldı erkekler. Sade, hatta biraz da ev halinde olan, iddiasız bir iddiası olan kadınları tercih ediyorlar. Kadınlar için de durum farklı değil, gösteriş budalası erkeklere fazla rağbet edilmiyor. Kendine has tarzı olan ve hala ilk adımı atan erkekleri daha çekici buluyorlar. Bu sebeple hoşlandığınız kadınla karşılaştığınızda ilginizi mutlaka belli edin. Ancak çok fazla üstüne gitmeyerek ağırlığınızı koruyun. Her iki cins için de geçerli olan önemli bir durum bu sene öne çıkıyor. Kimse rakip istemiyor. Seçenekler çok fazla olduğu için artık kimse rekabete girmek istemiyor. Bu yüzden kararlı yaklaşımlar daha çok tercih ediliyor. Samimiyet fakat tabi ki hakkınızda çok fazla detaya girmediğiniz sohbetler seçmeniz lehinize olur. Kendinizi anlatmak yerine karşınızdakini konuşturmak en iyisi.

Kış aşkınızla nerelerde tanışabileceğinize gelince, değişik seçenekler var. Kışın birileriyle tanışmak yaza oranla zor. Yine de olanaksız değil. Kendinizi de önemsiyorsanız öncelikle sevdiğiniz yerlere gidin. Sadece birileriyle tanışmak için sevmediğiniz mekânlara gitmek, ayrı zevklerin insanlarıyla sizi buluşturur. Kafeler, en ideal yerlerin başında geliyor. Son yılların en gözde mekânları arasında üst sırada yer alıyorlar. Bunun yanında internet ortamını ise kesinlikle yok sayamayız. Günümüzde artık pek çok kişi bu sayede tanışıyor. Spor salonları da başka iyi bir seçenek. Tabii ki en güvenilir yol ise arkadaşlar aracılığıyla tanıştırılmak. Güvenilirlikten kastım Tanıştığınız kişi hakkında arkadaşlarınızın izlenimleri karar vermenizi kolaylaştıracaktır. Kış mevsiminde zaman zaman karamsarlığa kapılabilirsiniz. Havalarla bağlantılı ruh haliniz sizi kimi zaman sıkıntılı durumlar içinde bırakabilir. Aşktan kaçmayın. Kendinize ve karşınızdakilere fırsat tanıyın. Kimse sizi sizden daha iyi tanıyamaz. Kendinizi ortaya koymaktan çekinmeyin. Sonuçta herkes yatağına çekildiğinde yalnız ve kendi iç hesaplaşmasını kendiyle yapıyor. İçinizi ısıtan, hayatına renk katan hiç bir şeyi soldurmayın. Bazı zamanlar kıskançlıklar altında kalabilirsiniz, yaşadıklarınız birileri tarafından garipsenebilir ve/ veya küçümsenebilir. Bunlar önemli değil. Hayatınızda bir yeri olabileceğini düşündüğünüz insanla karşılaştığınızda kartlarınızı açık oynamaz her zaman için lehinize olacaktır.

Soğuk bir mevsimle birlikte soğuk bir kalp taşımak hem sıkıcı hem hiç de hoş değil. Öyleyse ne gerek var aşka kolları kapamaya! Ortama uygun müziklerle, kokularla, sözcüklerle yaz mevsiminin sıcaklığını her zaman hayatınızda sürdürebilirsiniz.

Bırakın patikleri de battaniyeleri de bir tarafa. Kış havalarının sizin havanızı da soğutmasına engel olun ve her yeni günü bir başlangıç kabul edin. Beklediğiniz hatta kimi zaman aramaktan vazgeçtiğiniz aşk belki de bu kış kapınızda. Onu donmadan önce içeri alın ve hayatın tadını birlikte çıkarın. Kim bilir belki de önümüzdeki yaz bu kış başlayan aşkınızla tatile de çıkarsınız.